< border="0">

   
  Kangal Alperen Ocaklari Resmi Sitesi
  Padişahlar
 

 

 

OSMAN GAZİ

1281 - 1326

 


 

Babası  : Ertuğrul Gazi


Annesi  : Hayme Hatun

Doğumu : Söğüt, 1258 (Hicri 656)

Ölümü : Bursa, 1326 (Hicri  726)

Saltanatı : 1281 - 1326 (27 sene)

Devlet Sınırları : 16.000 km2

 

Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi 1258'de
Söğüt'te doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi,
Ertuğrul Bey'in üç oğlundan birisidir.  Osman Gazi uzun boylu, yuvarlak
yüzlü, esmer tenli, ela gözlü ve kalın kaşlıydı. Omuzları arası oldukça geniş,
vücudunun belden yukarı kısmı aşağı kısmına oranla daha uzundu. Başına kırmızı
çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. İç ve dış elbiseleri
geniş yenliydi.Osman Gazi değerli bir devlet adamıydı. Dürüst, tedbirli, cesur,
cömert ve adaletliydi. Fakirlere yedirip, giydirmeyi çok severdi. Üzerindeki
elbiseye kim biraz dikkatlice baksa, hemen çıkartıp ona hediye ederdi. Her
ikindi vakti kendi evinde kim varsa onlara ziyafet verirdi. Osman Bey diğer
kardeşlerinden büyük değildi, fakat adeta bir idareci olarak yaratılmıştı. Zira
bu hususta çok büyük kabiliyet sahibi idi. Babası vefat ettikten sonra diğer
bütün beyler, ittifakla Osman Bey'i aşiretin reisi olarak tanıdılar. Osman Gazi,
1281 yılında Söğüt'te Kayı Boyu'nun yönetimine geçtiğinde henüz 23 yaşındaydı.
Ata binmekte, kılıç kullanmakta ve savaşmakta çok ustaydı. Aşiretin ileri
gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile evlendi ve bu evlilikten ilerde
Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan oğlu Orhan Gazi doğdu. Osman Gazi, Ahi
Şeyhlerinden Edibali'nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık
Şeyh Edibali'nin Eskişehir Sultanönü'ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı.
Osman Gazi bir gece Şeyh Edibali'nin dergahında misafirken, bir rüya gördü.
Sabah olunca hemen Şeyh Edibali'ye koşup, ona şöyle dedi: "Şeyhim, rüyama
girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi, yükseldi, sonra benim koynuma
girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi. Dal, budak
saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir. Şeyh, bir
süre sustuktan sonra ona şöyle dedi: "Müjdeler olsun ey Osman! Hak Teala, sana
ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesinde olacak,
kızımda sana eş olacak." Bu olaydan sonra Şeyh, kızı Bala Hatun'u Osman Bey'e
verdi. Bu evlilikten de Alaeddin doğdu.Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih
diliminde ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi,
1326'da Bursa'da Nıkris hastalığından öldü. Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal
varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç,
bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık.Osman bey
Vefat ettiği zaman zayıf bir rivayete göre, Söğüt'te babasının yanına
defnedilmiş ve Bursa alınırsa oraya defnini vasiyet etmişti. Bunun için 1326'da
Bursa alındıktan sonra vasiyeti yerine getirilerek cesedi Bursa'ya nakledilip,
Hisar'da (Saint Eli) namına yapılmış olan Gümüşlü Kümbed'e defnedilmiştir. Fakat
vekayiin tetkikine göre vefatının 1326'da Bursa'nın teslim alınmasından sonra
olduğu anlaşılıyor. (Osmanlı Tarihi, Uzunçarşılı) Osman Bey zamanında yasayan
İslam büyükleri:Silsile-i Sadet-i Nakşibendiyye'nin onuncu ve onbirinci
halkalarını teşkil eden, Hace, Arif Rivgiri ve Hace Mahmud İncir Fagnevi (k.s.)
Hazretleri, Şeyh Saadettin Cibavi, Bahaüddin Veled ve müellif pehlivan Mahmud
Poyraz.Osman Gazi'nin esleri ve çocukları Osman Gazi iki evlilik yapmıştır.
Birinci esi Türkmen beylerinden Ömer Bey'in kizi Mal Hatun'dur. Orhan Gazi bu
esinden doğmuştur, ikinci esi Şeyh Edibali'nin kızı Balâ Hatun'dur. Bu iki
esinden yedisi erkek, biri kiz olmak üzere sekiz çocuğu olmuştur. Erkek
çocukları Orhan Gazi, Alâeddin Bey, Savcı Bey, Çoban Bey, Melik Bey, Hamid Bey
ve Pazarlı Bey, kızı ise Fatma Hatun'dur.

 


ORHAN GAZİ

1326 - 1359

 

Babası  : Osman Gazi

Annesi  : Mal Htun

Doğumu : 1281 (Hicri 680)

Ölümü :  1360 (Hicri  761)

Saltanatı : 1359 - 1389 (30 sene)

Osmanli Devletini Osman Gazi kurmustu. Fakat onu teskilatlandiran ve büyük bir
devlet haline getiren Orhan Gazi idi.



Orhan Gazi sari sakalli, uzunca boylu, mavi gözlü idi. Yumusak huylu ve
merhametli, fakat yerine göre siddetli ve secaatliydi. Fakirleri sever ve
ulemaya hurmet ederdi. Son derece dindar, adaletli ve tebaasina kendisini
sevdirmesini cok iyi bilirdi. Bizzat halk içine girer, onlarla yemek yer ve
dertlesirdi.



Hareketlerinde cok hesapli davranir ve hiç telas etmezdi. iznik'i fethettigi
zaman hiristiyanlara göstermis oldugu insanca muamele, dillere destan olmustu.



Orhan Gazi'nin her yönden büyük bir insan oldugunu sadece Turkler degil, birçok
yabanci tarihçiler dahi tasdik etmisierdir.



Orhan Gazi daha 15 yasinda iken harplere istirak etmis ve hayatinin büyük bir
kismi harp meydanlarinda germistir. Babasindan 16.000 km. kare olarak teslim
aldigi topraklari alti misline çikararak 95.000 km. kare yapmistir.



Orhan Gazi bir devlet reisi sifati ile harplerde bizzat ordularinin basinda
daima bulunmustur. Orhan Gazi devletin muntazam bir idare sistemine baglanmasi
lüzumunu görmüs ve teskilat isini ise, Alaeddin Pasa ile, Seyh Edebali'nin
bacanagi Candarli Kara Halil pasaya havale etmisti.



Orhan Gazi zamaninda teskilati üç noktada toplayabiliriz : Para, kiyafet, ordu.



Orhan Bey'in büyük oglu Süleyman Pasa, kendisinden önce vefat etmistir. Kendi
sagliginda iken baskumandanlik vazifesini ikinci oglu Murad Hüdavendigar'a
devretmistir.



Osmanlilar tarafindan yaptirilan ilk cami (1333 -1334) senesinde iznik'te
yapilan "Haci Özbek" Camiidir. Ve Orhan Gazi yaptirmistir.



Bursa Medresesini Orhan Bey yaptirmis ve ilk "Sultan" lakabi da O'nun zamaninda
kulIanilmistir. Yine ilk Osmanli parasi da Orhan Bey zamaninda basilmistir.
Müslüman Türkler Avrupa'ya ilk defa Orhan Bey zamaninda geçmislerdir.
istanbul'un Anadolu yakasi tamamen Orhan Bey zamaninda Osmanli topraklarina
katilmistir.



Yeni fethedilen hiristiyan topraklarinda yasayan yerli hiristiyan halkin Osmanli
hayranligi, yeni fetihleri de kolaylastirmistir.



Zamaninda fethedilen yerler:

1326'da Bursa, 1329'da iznik, 1337'de Gemlik'i fethetti ve Bizanslilara karsi
Palekanon (Maltepe) zaferini kazandi. 1345'de Karasi Beyligi ilhak edildi.
1354'de Ankara ve Gelibolu fethedildi.



Orhan Gazi 1360 senesinde 79 yasinda vefat etmistir. Tiürbesi ise Bursa'da Osman
Gazi'nin türbesi yanindadir. Türbe dört köselidir. icinde 4 tane büyük mermer
sütun vardir. Türbe bu dört sütun üzerine oturtulmustur. Kubbesi genis ve
kursunla örtülmüstür. Duvarlari sade ve beyaza boyanmistir. Tavaninda onar,
kandilli birer tane avize asilidir. Orta yerde Orhan Gazi'nin sandukasi
bulunmaktadir. Etrafi pirinç parmakliklar ile cevrilmistir. Sandukanin kuzey
yönünde Cem Sultan'in oglu Abdullah, kaii tarafinda ikinci Bayezid'in oglu
Korkut, onun yaninda Orhan Gazi'nin ailesi Nilüfer Hatun ve oglu Kasim Çelebi
ile Yildirim'in oglu Musa Çelebi vardir. Bu türbede yirmiiki tane mezar
bulunmaktadir. Türbeyi ise Sultan Abdülaziz yaptirmistir.



Silsile-i Sadat-i Naksibendiyye'den Hace Muhammed Baba Semasi (k.s.) Hazretleri,
Seyh Edebali, Haci Bektas-i Veli bu devrin büyüklerinden olup, Orhan Gazi
zamaninda vefat etmislerdir.



Orhan gazi'nin esleri ve cocuklari



Orhan gazi'nin ilk esi Nilufer Hatun (Holofira) Yarhisar tekfurunun kizidir. Bu
esinden Süleyman Çelebi, Murad Çelebi, Kasim Çelebi adinda üç oglu oldu. Türkmen
boylarinda büyük kardese 'Pasa' (bas aga) demek gelenek oldugu için Süleyman
Çelebi hep Süleyman Pasa olarak anildi, ikinci esi yine bir Bizans prensesi olan
Asporça, üçüncü esi Bizans hükümdari Kantakuzenos'un kizi Teodora'dir. Teodora
ile evlendigi zaman 58 yasinda, Teodora ise 18 yasinda idi. Siyasî sebep lerle
yapilan son iki evlilikten de çocuklari oldu. (Asporça'dan ibrahim Çelebi adinda
bir oglu, Fatma Hatun adinda bir kizi; Teodora' dan ise Halil Çelebi adinda bir
oglu olmustur).



Teodora Müslüman olmamisti. Hiristiyan anadan dogan çocuklar veliaht olamazlardi.
Önce Süleyman Pasa, onun ölümünden sonrada Murad Çelebi veliaht olmuslardi. Teo
dora'dan olan Halil Çelebi Dil Iskelesi'nde kayik gezintisi yaparken Ceneviz
korsanlari tarafindan kaçirilarak esir alindi ve 3 yil Foçada tutuldu. Sonra 100
bin altin karsiliginda serbest birakildi. Bu paranin yarisini Orhan Bey Bizans
hükümdarina ödetti.

 


SULTAN YILDIRIM BAYEZİD (1389 – 1403)



 

 


Babası
: Murad Hüdavendigar

Annesi : Gülçiçek Hatun

Doğumu : 1360

Ölümü : 8 Mart 1403

Saltanatı : 1389 - 1403

 



HAYATI



Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de doğdu. Babası Murad Hüdavendigar, annesi
Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun Rum'dur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü,
beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş
omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten dolayı ona 'Yıldırım' lakabı
takılmıştı.



Çocukluğunu Bursa Sarayı'nda kardeşleriyle birlikte geçirdi. İyi bir eğitim
gördü. Devrin en büyük alimlerinden dersler aldı. Gençliğinde Kütahya sancağında
valilik yaptı. Sultan Murad Hüdavendigar'ın vasiyeti gereği 1389 yılında
padişahlığa getirildi. Tahta çıktığında 29 yaşındaydı.



Sırbistan'ın başında, Kosova savaşında ölen Kral Lazar'ın oğlu Stefan Lazaroeviç
vardı. Barış antlaşması için geldiği Edirne'de kız kardeşi Maria'yı Bayezid'e
verdi. Bu evlenme sayesinde Osmanlı-Sırp dostluğu kuruldu. Yıldırım Bayezid
Timur'la yaptığı Ankara Savaşı'nda yenildi ve esir düştü. 13 yıl süren saltanatı
sonunda esaretinin başlamasından 7 ay 12 gün sonra vefat etti.



Erkek Çocukları: Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, İsa Çelebi,
Mehmed Çelebi, Ertuğrul Çelebi, Kasım Çelebi

Kız Çocukları: Fatma Sultan



BEYLİKLERLE MÜCADELE



1389 yılında Bulgaristan ve Bosna'nın fethi gerçekleştirildikten sonra,
Anadolu'da durumun karıştığını haber alan Yıldırım Bayezid, Balkan devletleriyle
açık antlaşmalar imzaladı. Yıldırım, Sultan Murad'ın ölümünü fırsat bilip
Osmanlılara karşı güç birliği yapan Anadolu Beyliklerine karşı mücadeleye
girişti.



Karamanoğulları hem Beyşehir'i işgal etmişler, hem de Saruhan, Menteşe, Aydın ve
Germiyan Beyliklerini kışkırtmışlardı. Yıldırım Bayezid beraberindeki Sırp
kuvvetleriyle birlikte Anadolu'ya girdi ve başkaldıran bu beyliklerin
topraklarını tek tek ele geçirdi.



Ayrıca Çandaroğlu İsfendiyar Bey'de Osmanlı hakimiyetini kabul etti.



İLK İSTANBUL KUŞATMASI



Karaman Seferi'nde Yıldırım Bayezid ile birlikte bulunan,Sırp İmparatoru
Yoannes'in oğlu Manuel Bursa'ya geldikten sonra izinsiz bir şekilde İstanbul'a
gitti. Bu olay üzerine, Yıldırım Bayezid bu gidişin gizli bir amacı olduğunu
düşünerek, daha önceden planlanmış Macaristan seferini iptal etti ve İstanbul'u
kuşatma kararı aldı.



İstanbul karadan ve denizden kuşatıldı (1391). Büyük ve kuvvetli toplar
olmadığından, kuşatma abluka niteliğinde oldu. Macarların Türk topraklarına
girmesiyle kuşatma kaldırıldı. Bu kuşatma Osmanlılar tarafından yapılan ilk
İstanbul kuşatmasıdır.



Boş durmayan Macarlar kuzeyden Osmanlı topraklarına girmişlerdi. Üzerlerine
gönderilen Türk Akıncıları, Kral Sigismund komutasındaki Macar Ordusunu yendiler
(1392). Tuna-Eflak Seferinden dönüldüğünde Selanik ve çevresi de Osmanlı
topraklarına katıldı (1394).



Yıldırım Bayezid 1395 yılında İstanbul'u ikinci kez kuşattı. Fakat Haçlıların
harekete geçtiğini haber alınca bu kuşatma da birincisi gibi başarıya ulaşmadan
kaldırıldı.



NİĞBOLU ZAFERİ



Osmanlıların Rumeli'deki faaliyetlerinin devam etmesi, akıncıların Bosna'ya ve
Arnavutluk'a kadar ilerlemeleri Haçlıları telaşa düşürdü. Macar Kralı Sigismund,
Papa'nın da desteğiyle başta Fransız, İngiliz ve Alman kuvvetleri olmak üzere
bütün Avrupa ülkelerinin katılımıyla oluşan Haçlı Ordusu'nun başına geçti. Bu
ordu 1396 yılının Mayıs ayında harekete geçti.



Bu ittifakın amacı beş yıldır kuşatma altında bulunan İstanbul'u kurtarmaktı.
Haçlılar Tuna kıyısındaki Niğbolu kalesini kuşattılar. Kale kumandanı Doğan Bey,
Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı Ordusu yetişinceye kadar kaleyi başarıyla
savundu. 1396 yılında Niğbolu kalesi önlerinde çok kanlı çarpışmalar oldu.
Haçlılar, tarihe Niğbolu Savaşı olarak geçen bu çatışmada büyük bir bozguna
uğradılar. Savaş sonunda Haçlıların aldığı yerler Osmanlı Devletine geçti.
Bulgar Krallığı ortadan kaldırıldı ve Macaristan içlerine doğru akınlar yapıldı.
Haçlı dünyası yarım yüzyıl Türklerin üzerine yürümeye cesaret edemedi. Bu
savaştan sonra Yıldırım Bayezid'e Abbasi Halifesi tarafından "Sultan-i iklim-i
Rum" yani "Anadolu Sultanı" ünvanı verildi.



Niğbolu Savaşından sonra İstanbul üçüncü defa kuşatıldı. Daha önceden yapımına
başlanmış olan Anadoluhisarı bu kuşatma sırasında tamamlandı. Güçlü bir deniz
kuvveti ve büyük topların olmaması fethi engelliyordu. Bu sebeple Yıldırım
Bayezid, Türk Denizciliğini geliştirmeye çalıştı. Yıldırım İstanbul'u kuşatma
altında tutarak, şehrin teslim olacağını düşünüyordu. Ancak Timur tehlikesi
ortaya çıkınca, Bizans'la bir antlaşma yapıldı ve kuşatma kaldırıldı. Bu
antlaşmayla, İstanbul Sirkeci'de bir cami, bir İslam Mahkemesi ve bir Türk
mahallesi kuruldu. Yıllık haraç arttırıldı. Aynı yıl Yunanistan'a ve Mora'ya
sefer düzenlendi.



1398 yılında Karaman ülkesi ve Karadeniz beylikleri fethedildi. Bir yıl sonra da
Dulgadiroğulları beyliğine son verildi. Yıldırım Bayezid, ayrıca İstanbul
Galata'da bulunan Ceneviz Kolonisi ile de savaştı.



ANKARA SAVAŞI



Timur, Cengiz İmparatorluğu'nu yeniden kurmak amacıyla faaliyetlere başlamıştı.
İran'ı almış, Hindistan'a da seferler düzenlemişti. Azerbaycan ve Bağdat
Emirleri korkularından Yıldırım Bayezid'e sığındılar. Timur Emirleri geri
istediyse de, Yıldırım Bayezid bunu reddetti ve bu olaydan dolayı Timur ile
Yıldırım Bayezid'in araları açıldı. Anadolu'ya giren ve Sivas'ı yağmalayan
Timur, seçme askerlerden oluşan ordusu ile birlikte Anadolu'da ilerlemeye devam
etti. Osmanlı Ordusu da harekete geçti. İki ordu Ankara'da Çubuk Ovası'nda
karşılaştılar.



Yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım'ın kuvvetlerinden olan Kara Tatarlar'ın,
Timur tarafına geçmesi Osmanlı Ordusunun dağılmasına neden oldu (20 Temmuz
1402).



Yıldırım Bayezid, Timur'a esir düştü. Bu savaş Osmanlı Devleti'nin 50 yıl kadar
duraklamasına neden oldu. Anadolu Türk birliği dağıldı ve Anadolu'daki beylikler
tekrar ortaya çıkarak güçlendi. Başsız kalan Osmanlı Devleti'nde karışıklıklar
başladı.



Osmanlı Devleti'nin dört ayrı bölgesinde, şehzadeler tarafından dört ayrı devlet
ilan edildi. Bursa, İznik ve İzmit, Timur tarafından yağmalanıp yakıldı, İzmir
işgal edildi. 1402'den 1413'e kadar sürecek olan bu iktidar boşluğu ve taht
mücadeleleri dönemine Fetret Devri adı verildi.



MİMARİ ESERLER



Memleketin imarıyla da meşgul olan Yıldırım Bayezid, özellikle Bursa'da İslam
mimarisini ebediyen yaşatacak camiler, külliyeler ve medreseler yaptırdı.



Timurtaş Paşa adına bir Camii,

Mudurnu Yıldırım Camii,

Bergama Ulu Camii,

Bursa Ulu Camii o dönemde yapılmış önemli mimari eserlerdendi.



Yıldırım Bayezid ayrıca 1396 yılında İstanbul'un fethi için bir aşama olan
Anadoluhisarı'nı yaptırdı.



Yaptırılan Bursa Yıldırım Darüşşifası ve Bursa Yıldırım Sağlık Ocağı Osmanlı
İmparatorluğunda sağlık alanında yapılan ilk eserlerdi.

Bursa Yıldırım Medresesini de inşa ettiren Yıldırım Bayezid, Bursa'nın ilim
adamlarının merkezi olmasını sağladı. "Emir Sultan" adıyla şöhret bulmuş olan
Emir Buhari o dönem Bursa'ya gelmiş olan ilim adamlarından birisidir.

 


SULTAN I. MEHMED (ÇELEBİ) (1413 – 1421)




 

 


 

Babası : Yıldırım Bayezid

Annesi : Devlet Hatun

Doğumu : 1389

Ölümü : 26 Mayıs 1421

Saltanatı : 1413 - 1421







HAYATI



Sultan Mehmed Çelebi, 1389 yılında Edirne'de doğdu. Babası Yıldırım Bayezid,
annesi de Germiyanoğullarından Devlet Hatun'dur. Orta boylu, yuvarlak yüzlü,
beyaz tenli, kırmızı yanaklı ve geniş göğüslüydü. Kuvvetli bir vücuda sahipti.
Gayet hareketli ve cesurdu. Güreş yapar ve çok kuvvetli yay kirişlerini bile
çekebilirdi. Padişahlığı süresince bizzat 24 savaşa katılan Mehmed Çelebi, bu
savaşlarda kırka yakın yara aldı. Başında kullanmış olduğu sarık, altın işlemeli
kavuğu ile gayet güzel görünürdü. İçi kürklü ve yakası dik olan bir kaftan
giyinirdi.



Sultan Mehmed Çelebi Müslümanlara karşı göstermiş olduğu adaleti, aynı zamanda
Hıristiyan topluluklara karşı da gösterirdi. İyi bir idareci ve politikacıydı.
Tahsilini Bursa Sarayı'nda tamamladı. Daha sonra babası tarafından Amasya
sancakbeyliğine tayin edildi ve bu sırada devlet işlerini öğrendi.



Fetret Devri'nden sonra Anadolu'daki beylikleri tekrar bir araya toplamayı
başaran Sultan Mehmed Çelebi'ye Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci kurucusu
gözüyle de bakılabilir.



Sultan Mehmed Çelebi 26 Mayıs 1421 de Edirne'de vefat etti. Ölüm haberi
gizlendi. Osmanlı Padişahları arasında ölümü gizlenen ilk padişah o oldu.
Cenazesi Bursa'ya getirilerek Yeşil Türbe'ye defnedildi.



Erkek Çocukları: Mustafa Çelebi, İkinci Murad, Ahmed, Yusuf, Mahmud.

Kız Çocukları: Fatma ve Selçuk Hatun.



FETRET DEVRİ



Ankara Savaşı sonunda Anadolu'da Türk birliği bozulmuş ve Osmanlı Devleti
dağılma tehlikesi ile karşılaşmıştı. Yıldırım Bayezid'in oğulları, babalarının
ölümünden sonra taht mücadelesine başladılar. Osmanlı tarihindeki en büyük
kargaşa dönemi böylece başlamış oldu. Fetret Devri adı verilen bu dönemdeki taht
mücadeleleri, Timur'un Anadolu'da kuvvetli bir devlet bırakmak istememesi ve
Bizans'ın entrikalarıyla daha da arttı.



Süleyman Çelebi Edirne'de, İsa Çelebi Bursa'da, Mehmed Çelebi Amasya'da, Musa
Çelebi Balıkesir'de padişahlıklarını ilan ettiler.



Mehmed Çelebi ile Musa Çelebi aralarında anlaştılar ve Bursa'da vali bulunan İsa
Çelebi'yi ortadan kaldırdılar. Mehmed Çelebi, Süleyman Çelebi'nin de ortadan
kalkması gerektiğini biliyordu. Bu amaçla Musa Çelebi'yi Edirne'ye Süleyman
Çelebi'nin üzerine gönderdi. Musa Çelebi, kardeşi Süleyman Çelebi'yi yenerek,
Edirne'yi ele geçirdi. Ancak Mehmed Çelebi'ye verdiği sözü tutmayarak Edirne'de
kendini padişah ilan etti. 1413 yılında, son olarak Musa Çelebi'yi de saf dışı
bırakan Mehmed Çelebi Fetret Devrine son verdi



BİRLİK MÜCADELESİ



Osmanlı Devleti'ni tekrar bir araya toplayan ve bir bakıma Anadolu'da ki Türk
birliğini tekrar sağlayan Mehmed Çelebi, Osmanlı Devletinin tek hakimi olarak
padişahlığını ilan etti. Bu dönemde Anadolu'daki toprakların bir çoğu
kaybedilmiş durumdaydı. Mehmed Çelebi bu toprakların tekrar geri alınması için
harekete geçti.



1414 yılında Aydınoğlu Cüneyd Bey'den İzmir'i geri aldı. Saruhan ve Menteşoğlu
beylikleri yeniden Osmanlı Devleti'ne bağlandı. Bursa'ya saldıran
Karamanoğulları üzerine bir sefer düzenlendi.



Yenilen Karamanoğlu Mehmed Bey af diledi. Mehmed Çelebi de onu bağışladı ve
ülkesinde yaşamasına izin verdi.



Aynı şekilde, Fetret Devri sırasında tekrar kurulmuş olan Candaroğulları
Beyliği'de Osmanlı topraklarına bağlandı.,



RUMELİ FAALİYETLERİ



Bu faaliyetlerden sonra Mehmed Çelebi tekrar Rumeli'ye yöneldi. Osmanlılara
karşı düşmanca davranışlar sergileyen Eflak Beyliği'nin üzerine gidildi ve
Eflaklılar vergiye bağlandı.



Mehmed Çelebi, babası Yıldırım Bayezid zamanında kurulan fakat pek güçlü olmayan
deniz kuvvetlerini güçlendirdi ve Venediklilerle ilk deniz savaşları yapıldı
(1416).



ŞEYH BEDRETTİN İSYANI



Mehmed Çelebi Anadolu ve Rumeli'de ki birliği sağladıktan sonra iki önemli
isyanla uğraşmak zorunda kaldı. Bunlardan birisi Şeyh Bedrettin isyanıdır.
Edirne civarındaki Simavna'da doğan Şeyh Bedrettin Bursa, Konya, Kahire gibi
devrin en büyük ilim ve kültür merkezlerinde eğitim gördü.



Şeyh Bedrettin; Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi yakın arkadaşlarıyla
birlikte İznik'te kurdukları, İslam dinine aykırı fikirlere sahip bir tarikatla,
Anadolu ve Rumeli'de fikirlerini yaymaya başladılar.



Bir süre sonra Eflak üzerinden Deliosman'a gelen Şeyh Bedrettin ve yandaşları
ayaklandılar. Börklüce Mustafa İzmir'de, Torlak Kemal de Manisa'da ayaklanmaya
katıldılar. Mehmed Çelebi, İzmir ve Manisa üzerine kuvvet göndererek ayaklanmayı
bastırdı.



Yakalanan Şeyh Bedrettin, Serez Kadısı tarafından yargılanarak idam edildi
(1420).



DÜZMECE MUSTAFA İSYANI



Ankara Savaşı'ndan sonra Timur'la birlikte Semerkant'a götürülen Mustafa Çelebi
(Düzmece Mustafa), Timur'un ölümünden sonra Anadolu'ya döndü.



Osmanlı tahtında hak iddia eden Mustafa Çelebi, Bizans'ın ve Eflak Beyliği'nin
yardımı ile Selanik'te ayaklandı.



Mehmed Çelebi, Bizans'a sığınan Mustafa Çelebi'yi para karşılığında hapsettirdi.



MİMARİ ESERLER



Dağılma tehlikesi içindeki Osmanlı Devletini yeniden bir araya toplamayı başaran
Mehmed Çelebi, ülkesini güzelleştirmeye de özen gösterdi. Medreseler,
imarethaneler ve pek çok camii yaptırdı.



Bunlardan; Amasya Beyazid Paşa Camii, Merzifon Çelebi Sultan Mehmed Medresesi,
Bursa Yeşil Camii, Dimetoka Çelebi Sultan Mehmed Camii, Edirne Eski Camii ve
Edirne Yıldırım Camii önemlidir.


SULTAN II. MEHMED (1421 - 1451)




 


 

Babası : Çelebi Mehmed

Annesi : Emine Hatun

Doğumu : 1402

Ölümü : 3 Şubat 1451

Saltanatı : 1421 - 1451







HAYATI



Sultan İkinci Murad 1402 yılında doğdu. Babası Mehmed Çelebi, annesi
Dulkadiroğulları beyliğinden Emine Hatun'dur. Uzun boylu, beyaz tenli, doğan
burunlu ve güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük
mutluluğu, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine az rastlanacak bir insanın babası
olmaktı.



Sultan İkinci Murad sakin ve huzurlu bir hayat yaşamayı arzu eden, fakat
gerektiği takdirde çok hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kişiliğe
sahipti. Otuz yıllık saltanatı süresince, ülkesini çok büyük bir şan ve şerefle
idare ederek, emri altında bulunan herkesin sevgisini kazandı.



Dindar, adil ve lütufkar bir padişahtı. Çocukluğu Amasya'da geçen Sultan İkinci
Murad, tahta çıktığında 19 yaşındaydı.



Erkek çocukları: Fatih Sultan Mehmed, Ahmed,Alaaddin, Orhan, Hasan, Ahmed.

Kız çocukları: Şehzade ve Fatma Hatun.







DÜZMECE MUSTAFA OLAYI



Sultan İkinci Murad'ın tahta çıkışından yararlanmak isteyen Bizanslılar, Mehmed
Çelebi zamanında hapsettikleri Mustafa Çelebi'yi serbest bırakıp ayaklanması
için desteklediler.



Amaçları Osmanlı Devleti'nde taht kavgası yaratmaktı. Anadolu beyliklerinden de
Mustafa Çelebi'yi destekleyenler oldu. Osmanlı yönetimine küskün olan bir takım
komutanlar ve askerler de Mustafa Çelebi'yi padişah olarak görmek istiyorlardı.



Sultan İkinci Murad'ın üzerine gönderdiği birlikleri Rumeli taraflarında yenen
Şehzade Mustafa Çelebi, Edirne'ye gelerek hükümdarlığını ilan etti. Ancak daha
sonra Ulubat civarında karşılaştığı Sultan İkinci Murad'ın ordusu karşısında
direnemedi ve kaçmaya çalıştı. Edirne'de yakalanan Mustafa Çelebi (Düzmece
Mustafa) idam edildi.



1421 yılında Azeb ismiyle yeni bir askeri sınıf kurduran Sultan İkinci Murad,
Mustafa Çelebi ayaklanmasında baş rol oynayan Bizans'ın üstüne yürüyerek
İstanbul'u kuşattı.



BEYLİKLERLE MÜCADELE



Sultan İkinci Murad, Bizans'ın kışkırtmaları ve Anadolu beyliklerinin
destekleriyle ayaklanan 13 yaşındaki küçük kardeşi Şehzade Mustafa'nın Bursa'yı
kuşattığı haberinin alınması üzerine, İstanbul kuşatmasını kaldırarak Anadolu'ya
geçti ve isyanı bastırdı. Yakalanan Şehzade Mustafa boğduruldu.



Sultan İkinci Murad, Şehzade Mustafa olayını da çözdükten sonra, devamlı olarak
Osmanlı'ya karşı ayaklanan Anadolu Beyliklerini etkisiz hale getiremeye karar
verdi.



Sırasıyla Aydın, Menteşe, Teke ve Germiyan beyliklerine son verildi.



RUMELİ FAALİYETLERİ



Rumeli'de de bir çok faaliyette bulunan Sultan İkinci Murad, Sırbistan üzerine
sefere çıktı. Sırbistan vergiye bağlandı. Selanik, Makedonya, Teselya ve Yanya
dolayları Osmanlı topraklarına katıldı. Arnavutluk Osmanlı himayesini kabul
etti. Ayrıca, ayaklanan Eflak Bey'i Vlad'ın (Kazıklı Voyvoda) üzerine kuvvet
gönderildi ve Eflak Beyliği yeniden Osmanlı'ya bağlandı.



Türklerin Balkanlar'daki bu başarıları Bizans ve Avrupa'yı telaşa düşürmekteydi.
Avrupa'da haçlı seferi hazırlıkları yapılıyordu. Balkanlar'da Erdel Bey'i
Hünyadi Yanoş'un Türkler'i pusuya düşürmesiyle 20 bin şehit verildi. Bu
başarılar Osmanlı Devletine bağlı bütün beylerin ayrılmalarına neden oldu.



Osmanlı Ordusu bu kötü gidişe son vermek için çalıştıysa da başarılı olunamadı.
Ardı ardına alınan bu yenilgiler Haçlıları ümitlendirmişti. Osmanlı ordusu
Rumeli'de ilk defa böyle bir mağlubiyete uğramıştı. Haçlı ordusu "Tabur cengi"
denilen bir usül ile arabalara bağlı top bataryaları kullanıyor, Osmanlı ordusu
üzerlerine geldiğinde arabaları çember haline getirerek içine saklanıyor ve
toplarla dört bir yana ateş ederek Osmanlı ordusuna ağır darbe vuruyordu







SEGEDİN ANTLAŞMASI



Haçlı kuvvetleri kazanılan her başarı sonrası daha da güçlü ve kuvvetli
ittifaklar yaparak, Osmanlı Devleti'ne saldırmaya devam etti. Sırp, Eflak, Erdel,
Macar kuvvetleri ilerlemeye devam ediyordu.



Niş yakınlarında yeniden büyük bir kayıp verildi. Haçlı birlikleri Filibe'ye
kadar geldiler. Ancak soğukların şiddetlenmesi ilerlemelerine engel oldu.



Balkanlarda ardı ardına uğranılan yenilgiler, Osmanlı Devleti'ni zor duruma
soktu. Bizans'ın Avrupa'da tahrikleri devam ediyordu.



Bu şartlarda her ne pahasına olursa olsun anlaşmaktan başka çıkar yol yoktu.
Sultan İkinci Murad, barış için girişimlerde bulunarak, 12 Haziran 1444'de
Segedin Barış Antlaşması'nın yapılmasını sağladı. Barışın devamlı olmasını
sağlamak için de antlaşmaya taraf olan kralların yemin vermesi şart koşulmuştu.




Bu antlaşma ile Osmanlılar Balkanlar'da bir rahatlama sağlayarak, yeniden
toparlanmak için zaman kazanmışlardı. Ayrıca ilk defa bir sınır kavramı ortaya
çıkmış ve Tuna nehri belirleyici olmuştur.



ŞEHZADE MEHMED



Sultan İkinci Murad, Segedin antlaşmasıyla birlikte tahttan çekildi ve Manisa'ya
gitti. Yerine henüz çocuk denebilecek yaşta olan Şehzade Mehmed (Fatih Sultan
Mehmed) tahta çıktı.



Şehzade Mehmed'in tahta çıkması Osmanlı Devleti içinde huzursuzluklara neden
oldu.



Avrupa'da yeni bir Haçlı seferi hazırlıklarının başlaması üzerine Sultan İkinci
Murad, oğlu Sultan İkinci Mehmed tarafından bir mektupla Manisa'dan Edirne'ye
davet edildi.



Bu arada krallar yeminlerini bozarak antlaşmaya aykırı hareket etmiş ve yeni bir
haçlı seferi düzenlemişlerdi.



Sultan İkinci Mehmed'in babasını ordunun başına davet eden meşhur mektubu
şöyledir:



"Eğer padişah iseniz, memleketin kötü bir zamanında başta bulunmamanız
görevlerinize aykırı bir harekettir. Silah başına geliniz. Eğer padişah ben
isem, size itaat etmenizi hatırlatıyorum ve emrediyorum. Silah başına geliniz."




VARNA SAVAŞI



Sultan İkinci Murad büyük bir hızla Edirne'ye geldi. Osmanlı Ordusunun başına
geçti. Varna önlerine gelen Osmanlı Ordusu, Haçlılara karşı saldırıya geçti.
Haçlı Ordusunun Varna önlerinde bozguna uğratılmasıyla büyük bir zafer kazanıldı
(10 Kasım 1444).



Varna Savaşı, Haçlıların İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesini
engellemek için yaptıkları son girişim oldu.



Bu savaş, Osmanlıları Segedin Antlaşmasına zorlayan şartları tamamen değiştirdi.
Sultan İkinci Murad, bir müddet sonra tahtı, yine oğluna bırakarak çekildiyse de
devlet adamlarının ısrarları sonucu tekrar tahtına döndü.



II. KOSOVA SAVAŞI



Varna Savaşı'nın üzerinden dört yıl geçmişti ki, Macar Kralı Jan Hunyad; Macar,
Eflak, Leh ve Almanlardan oluşan ordusuyla Sırbistan'ı işgal etti.



Osmanlı topraklarına girerek Kosova'ya kadar geldi. Savaş, Jan Hunyad'ın
saldırısıyla başladı. Savaşın üçüncü günü sahte bir geri çekilmeyle çember içine
alınan Jan Hunyad ve ordusu, ağır bir yenilgiye uğratıldı (19 Ekim 1448).



İkinci Kosova Savaşı sonunda Balkanlar kesin olarak Türk yurdu haline geldi.
Haçlılar bir daha Osmanlılara saldırma cesareti gösteremediler.



MİMARİ ESERLER



Sultan Murad, memleketin bir çok yerinde, camiler, medreseler, saraylar ve
köprüler yaptırdı. Külliye binaları ile birlikte inşa edilen Bursa Muradiye
Camii ve Edirne Muradiye Camii kendi adını verdiği eserlerdir.



Ayrıca Edirne Gazi Mihal Camii, Amasya Yörgüç Paşa Camii, Filibe Şehabeddin Paşa
Camii, Üsküp Alaca İshak Bey Camii, Üsküp Sultan Murad Camii, Edirne Şah Melek
Paşa Camii, Edirne Beylerbeyi Camii ve Karaca Bey Camii yine onun döneminde
yapıldı.



Yine Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen Edirne Üç Şerefeli Camii'nin
yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Bu camiin
duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiştir. Ergene Nehri
üzerindeki

170 ayaklı "Uzun Köprü"yü de Sultan İkinci Murad yaptırdı.



Sultan İkinci Murad, Ankara civarında Basıkhisar nahiyesinin yakınında
yaptırdığı büyük köprünün geçiş ücretini Mekke'ye gönderilmek üzere ayırdı. Her
yıl Surre-i Humayun denen özel memurlar ve hacılardan meydana gelen bir alayı
Kabe'ye gönderiyor, mukaddes yerlerin bakım ve tamirini yaptırıyordu.



Sultan İkinci Murad kitaplar yazdırmış, başka dillerde yazılı kitapları Osmanlı
diline çevirtmiştir.


SULTAN II. MEHMED (FATİH) (1451 – 1481)




 

 



 

Babası : İkinci Murad



Annesi : Huma Hatun



Doğumu : 29 Mart 1432



Ölümü : 3 Mayıs 1481



Saltanatı : 1451 - 1481



Devlet Sınırları



: 2.214.000 km2





HAYATI



Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad,
annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık
burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından
birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar
ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında
makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.



Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer
verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu.
Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına
bile hiçbir şey söylemezdi.



Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan
felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme
ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi
din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı.




Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri
İstanbul'a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde
İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi
resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.



Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere
katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle
uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok
cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.



20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul'u fethedip 1100
yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih ünvanını aldı.



Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini
gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek
yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk
hükümdarıydı.



Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris
hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin
yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.



İSTANBUL'UN FETHİ



Fatih Sultan Mehmed padişah olduktan sonra ilk iş olarak, devamlı ayaklanma
çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey af
diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onu bağışladı.



Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve
Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek,
onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı.



Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul
şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna
rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlar'daki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli
oluyordu.



Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine
kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri
arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı.



YAPILAN HAZIRLIKLAR



İstanbul'un Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel
yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla
kontrol altına alınacak ve bu sayede Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş
olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un
fethi için gerekli hazırlıklara başladı.



Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar
Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu
topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan
topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un
fethedilmesinde önemli rol oynadı.



Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarının
karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede Boğazlar'ın
kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış
olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki
bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi
engellendi.



Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç
yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında,
Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek
depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir
gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı.



Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım
karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak
Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor,
"İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk Sarığı görmeye razıyız"
diyorlardı.



KUŞATMA VE SAVAŞ



Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru
Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini
istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara
surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı
donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu;
merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda,
tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara
kadar yanaşıldı.



Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere
Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı.



Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören
bölümlerini hemen tamir ediyorlardı.



Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih
Sultan Mehmed Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını
ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki
surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle
germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri
batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak
gerekliydi.



Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını
verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e
indirilecekti.



Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine
kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için,
Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar
yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e
indirildi.



Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi
çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek
atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara
saldırıları devam etti.



Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe
yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih
Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi.
Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının
yapılacağına dair kararını açıkladı.



Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün
olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor,
ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit
olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53
gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük
saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul,
29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi.



FETHİN SONUÇLARI



İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan
Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları
genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak
amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.



Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476), Bosna-Hersek,
Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) ve Macaristan seferleriyle
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetini pekiştirdi.



Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlı sancağı haline getirildi,
Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlı eyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı
hakimiyetine alındı, Arnavutluk ele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik
Deniz Savaşları sonunda Venedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan
sefer sırasında Roma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto,
fethedildi ancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine kaybedildi.



KIRIM'IN FETHİ VE KARADENİZ



Fatih Sultan Mehmed, Karadeniz'e de hakim olmak istiyordu. Venedik ve
Cenevizlilerin İslam dünyasının aleyhine yaptıkları esir ticaretini önlemek,
İstanbul'a gelen ticari malların taşınmasında esas rolü oynayan Kırım
sahillerini ele geçirmek, Karadeniz'i bir Türk Gölü haline getirmek amacıyla
hareket eden Fatih, işe 1459'da Amasra'yı fethederek başladı.



1460'da Candaroğulları Beyliği'ne son verildi. 1461'de Trabzon'un, 1475'de de
Kırım'ın fethiyle Karadeniz bir Türk gölü haline geldi.



Bu sayede Karedeniz'deki Ceneviz üstünlüğü sona erdi ve İpekyolu'nun tüm
denetimi Osmanlı Devleti'ne geçti.



OTLUKBELİ SAVAŞI



Karamanoğlu İbrahim'in 1464'te ölmesi üzerine oğulları birbirlerine düşmüşlerdi.
Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yardımıyla İshak Bey Karamanoğlu beyliğine
sahip oldu. Bunun üzerine diğer oğlu Pir Ahmed Bey Fatih Sultan Mehmed'den
yardım istedi ve gelen yardım sayesinde Beyliği ele geçirdi. Fakat Pir Ahmed Bey
bir süre sonra gidip Venediklilerle anlaşınca, bu duruma sinirlenen Fatih Sultan
Mehmed, Karaman Seferi'ne çıkmaya karar verdi.



Konya ve Karaman alınarak Osmanlı'ya bağlandı. Karaman halkı İstanbul'a ve
çeşitli yerlere göç ettirildiler. Pir Ahmed Bey kaçarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun
Hasan'a sığındı. Bu olay Osmanlılarla Akkoyunluların arasının açılmasına neden
oldu.



Osmanlılar Avrupa ve Anadolu'daki topraklarını genişletirken, Akkoyunlular
Devleti'de Doğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak üzerinde hakimiyet kurmuşlardı.
Sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz
olmuştu. Otlukbeli mevkiinde 11 Ağustos 1473'de yapılan savaşta, devrin en
kuvvetli savaş tekniğine ve araçlarına sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan'ın
kuvvetli süvarilerden kurulmuş olan ordusunu birkaç saatte dağıttı.



Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih
Sultan Mehmed, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde engellemiş oldu. Anadolu'da ve
Rumeli'de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştı.



Buna rağmen güneyde güçlü bir devlet konumunda olan Memlüklerle problemler
yaşandığı halde sıcak bir savaştan kaçınmıştı.



DENİZLERDE DURUM



İstanbul'un fethiyle ticaret yollarının hakimiyeti Osmanlılara geçmişti. Ancak
denizlerde Venedik ve Cenevizliler'in etkinliği devam ediyordu. Fatih ticaret
yollarının güvenliğini sağlamak ve korsanlardan kurtulmak için Ege adaları
üzerinde siyasetini ağırlaştırdı. Ege adalarına seferler düzenlendi.



Yeni tersaneler ve gemiler inşa edildi. Rodos seferine çıkıldıysa da alınamadı.




İDARİ DÜZENLEMELER



Fatih Sultan Mehmed, klasik manada Osmanlı devletinin idari kurucusu
sayılabilir. İstanbul'un fethinden sonra kendisini Kaiser-i Rum (Doğu Roma
İmparatoru) ilan etmiş ve devlet müesseselerini yerleştirmiştir. Fatih,
Kanunnamesi ile Atam-Dedem Kanunu dediği gelenekleri yazılı hale getirmiş ve
buna Kanunname-i Ali Osman denmiştir.



Divanın idaresini sadrazamlara bırakarak, işleri kafes arkasından takip etmeye
başlamış, mutlak vekilim dediği sadrazamı geniş yetkilerle donatmıştır. Ayrıca
defterdar, kazaskerler ve diğer üst düzey devlet erkanının görevleri tarif
edilmiştir.



Yeniçeri ordusu 10.000'e çıkarılarak güçlü bir merkezi ordu teşkil edildiğinden
uç beylerinin önemi azalmış, böylece merkezi idare sağlamlaştırılmıştır. Anadolu
ve Rumeli'nin en kudretli devletinin hükümdarı olarak "Han" ünvanını ilk defa o
kullamıştır.



İstanbul'un fethinden sonra Yıldırım Bayezid zamanında elden çıkan topraklar
yeniden kazanılmış, hatta Rumeli ve Karadeniz kıyılarında yeni yerler
fethedilmiştir. Kırım'ın fethi ile Karadeniz bir Türk gölü haline getirilmiş,
Anadolu birliği tamamlanmış ve Rumeli'deki Türk varlığı Belgrad'a kadar
uzanmıştır.



İstanbul, Fatih zamanında bir ilim ve sanat merkezi haline gelmiş, Fatih
medreseleri klasik Osmanlı medreselerinin temelini oluşturmuştur. Şairler ve
ilim adamları için bir cazibe merkezi haline gelen İstanbul'a bütün İslam
dünyasından bilginler gelmeye başlamıştır.



MİMARİ ESERLER



Fatih Sultan Mehmed, otuz yıl kadar süren padişahlığı sırasında Osmanlı
Devleti'ni bir cihan devleti konumuna çıkardı. Fatih Sultan Mehmed, eşsiz bir
komutan olmakla beraber, büyük bir devlet adamıydı.



Yapmış olduğu çalışmalar ile memleketinde büyük çapta bir imar hareketini
gerçekleştirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli şehirlerinde 300 kadar cami,
57 medrese, 59 hamam, 29 bedesten, çeşitli saray, hisar, kale, sur, han ve
köprüler yaptırdı.



İstanbul'u fethettiği zaman başta Ayasofya olmak üzere sekiz tane kiliseyi
camiye çevirdi. Bugünün üniversitesi olan Fatih Külliyesi'ni 1470 yılında
tamamladı.



Hz.Eyyub-i Ensari'nin kabri, Fatih'in hocası Akşemseddin tarafından keşfedildi
ve üzerine Eyüp Camii yaptırıldı.

Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un Fatih semtinde yaptırılan Fatih
Camii, 1470 yılında yine onun tarafından ibadete açıldı.

Fatih zamanında inşa edilen Kapalıçarşı, ilerde İstanbul'un en önemli ticaret
merkezlerinden biri haline gelecekti.



Devrin mimari eserleri arasında bulunan Yeni Bedesten de çok ünlüdür. Saray-ı
Cedide-i Amire adı verilen Yeni Sarayı (Topkapı Sarayı) da Fatih Sultan Mehmed
yaptırdı








SULTAN İKİNCİ BAYEZİD (1481 – 1512)



 



 

Babası : Fatih Sultan Mehmed



Annesi : Mükrime Hatun



Doğumu : 3 Aralık 1447



Ölümü : 26 Mayıs 1512



Saltanatı : 1481 - 1512

 

Devlet Sınırları : 2.375.000 km2

 

HAYATI



Sultan İkinci Bayezid 3 Aralık 1448'de Dimetoka'da doğdu. Babası cihan padişahı
Fatih Sultan Mehmed Han, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. Uzun
boylu, geniş göğüslü ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlak ve gözleri
elaydı. Cesur ve atılgandı.



Aynı zamanda çok halim selim ve dinine bağlı bir padişahtı. Babası Fatih Sultan
Mehmed ilme ilgi duyduğu için, oğlu Şehzade Bayezid'e iyi bir eğitim verdi. O
devrin en meşhur alimlerinden ders okutturdu ve bütün İslam ilimlerini en iyi
şekilde öğrenmesini sağladı.



Sultan İkinci Bayezid yedi yaşında iken, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya
valiliğine tayin edildi. Amasya, Selçuklular devrinden beri önemli bir ilim ve
kültür merkeziydi. Padişah olacak şehzadelerin yetişmesi için, bu vilayette
bütün şartlar vardı.



Sultan İkinci Bayezid, dinine çok bağlı olduğu için kendisine Bayezid-i Veli
denildi. Sultan İkinci Bayezid, şairleri saraya toplar, onlarla sohbet ederdi.
Çok merhametli bir padişah olan Sultan İkinci Bayezid, sık sık fakirlere sadaka
dağıtırdı.



Arapça ve Farsça'yı gayet iyi biliyordu. Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de
öğrendi. İslam ilimlerinin yanı sıra, matematik ve felsefe tahsili de yaptı. 24
Nisan 1512'de padişahlıktan ayrılmak zorunda kalan Sultan İkinci Bayezid, bir ay
kadar daha yaşadı ve 26 Mayıs 1512'de vefat etti.



Erkek çocukları: Mahmud, Ahmed, Şehinşah, Yavuz Sultan Selim, Mehmed, Korkud,
Abdullah, Alimşah

Kız çocukları:Aynişah, Gevher, Mülük Sultan, Hatice Sultan, Selçuk ve Hüma
Hatun.



CEM SULTAN



3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine Amasya'da bulunan Şehzade
Bayezid ve Konya'da bulunan Cem Sultan'a sadrazam Karamani Mehmed Paşa
tarafından ulaklar gönderildi. Ancak Cem Sultan'a gönderilen haberci, yolda
Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı.



Cem Sultan, babasının vefatını dört gün sonra öğrenebildi. Bu olayların
yaşanması üzerine yeniçeriler ayaklanıp Karamani Mehmed Paşa'yı öldürdüler (4
Mayıs 1481). Şehzade Bayezid'in, İstanbul'da bulunan oğlu Korkut'u saltanat
naibi ilan ederek onu tahta çıkardılar.



Şehzade Bayezid, 21 Mayıs 1481 günü İstanbul'a varır varmaz devlet idaresini
eline aldı. Cem Sultan ise 4000 kadar askeriyle birlikte 27 Mayıs 1481'de İnegöl
önlerine geldi. Sultan İkinci Bayezid, Ayas Paşa idaresindeki bir orduyu Cem
Sultan'ın üzerine gönderdi.



28 Mayıs'ta yapılan savaşı kazanan Cem Sultan Bursa'da padişahlığını ilan etti.
Kendi adına hutbe okutarak para bastırdı. Çok geçmeden Sultan İkinci Bayezid'e
bir mektup gönderen Cem Sultan, Osmanlı topraklarını eşit olarak paylaşmayı
teklif etti. Kabul edilemeyecek bu teklif karşısında harekete geçen Sultan
İkinci Bayezid, ordusuyla birlikte Cem Sultan'ın üzerine yürüdü. Yenişehir
Ovası'nda yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, Konya'ya geldi. Burada da
kalamayacağını anlayan Cem Sultan, yanına ailesini de alarak Kahire'ye doğru
yola çıktı. Kahire'de iken Hac mevsiminde Hicaz'a gitti.



Hac'dan sonra tekrar Kahire'ye gelen Cem Sultan, ağabeyi Sultan İkinci
Bayezid'den bir mektup aldı. Bu mektupta, padişahlıktan vazgeçtiği takdirde
kendisine bir milyon akçe ödeneceği belirtiliyordu. Ancak Cem Sultan bunu kabul
etmedi. İkinci bir teklifi de geri çeviren Cem Sultan, tekrar ülkesine döndü.




27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşatan Cem Sultan, Sultan İkinci Bayezid'in
yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Ankara'ya gitti. Oradan da tekrar
Mısır'a gidecekti, ancak yollar tutulmuştu. Bu sırada Rodos şövalyelerinden
Pierre d'Aubusson onu Rodos'a davet etti.



29 Temmuz 1482'de Rodos'a giden Cem Sultan, yapılan antlaşma gereğince istediği
zaman adadan ayrılacağını düşünüyordu. Ancak sahtekar şövalyeler buna hiçbir
zaman izin vermediler ve Cem Sultan esir hayatı yaşamaya başladı. Cem Sultan'ın
Rodos şövalyelerinin eline düşmesi, hem kendisi hem de Osmanlı tarihi için
talihsiz bir olay olmuştur.



Cem Sultan daha sonra, Fransa'ya gönderildi. Cem Sultan'ın Fransa'dan başka bir
ülkenin eline geçmesini Osmanlı Devleti açısından sakıncalı gören Sultan İkinci
Bayezid, Fransa'ya bir elçi gönderek Cem Sultan'ın Fransa'da tutulmasını istedi.



Cem Sultan'ı kullanmak isteyenlerden birisi de Papa VIII.Innocent'di. Papa, Cem
Sultan'ı bahane ederek Osmanlılara karşı bir haçlı seferi düzenlenmesini
istiyordu. Ancak bunda başarılı olamayınca Cem Sultan'a Hıristiyan olma
teklifinde bulundu. Buna karşılık Cem Sultan ona şöyle cevap verdi:



"Değil Osmanlı Saltanatı, hatta bütün dünyanın padişahlığını verseniz dinimi
değiştirmem".



Cem Sultan, ağabeyi Sultan İkinci Bayezid'e yazdığı bir şiirinde ona şöyle
seslenir:



"Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan, Ben kül döşenem külhan-ı mihnette
sebeb ne"

(Sen gül döşenmiş yatakta neşeyle gülerek yatarken, ben zahmet ve eziyet içinde
küle batayım, neden)



Sultan İkinci Bayezid ise ona şöyle cevap verir:



"Çün rüz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet, Takdire rıza vermeyesin böyle sebeb
ne, Haccacü'l-Haremeynüm deyüben da'va kılarsun, Ya saltanat-i dünyeviye bunca
taleb ne"

(Bize ezelden saltanat kısmet imiş, sen ise kadere rıza göstermedin buna sebep
ne, Hacca gittin kendini temizlemek davasına düştün, peki dünya saltanatı için
bunca hırs niye"



Cem Sultan vakası Osmanlı tarihinde Yıldırm Bayezid'in Timur'un elinde esir
düşüp, demir kafese hapsedilmesinden sonra ikinci büyük trajik hadisedir.
Rumeli'den tekrar Osmanlı topraklarına gelmek isteyen Cem Sultan, 13 yıl esir
hayatı yaşadı. En son Papa'nın elinden Fransız Kralı tarafından kurtarılmış,
ancak büyük bir ihtimalle zehirlendiği için bir hafta içinde yolda vefat
etmiştir.



Papa'nın bir haçlı seferine kumanda ederek Osmanlı devleti ile savaşma teklifini
reddettiğinde Papa, dilini anlamadığını zannettiği Cem Sultan'a:



"Öyleyse burada it gibi sürün" demesine karşılık olarak Cem Sultan, Papa'ya
şöyle demiştir:



"Sizin elinize düşen itten beter olmayacağızdı da, ya nice olacağızdı" ve
Papa'yı utandırmıştır.



Cem Sultan'ın bakım masrafları için Papa, Sultan İkinci Bayezid'den yılda 40.000
altından fazla para kopartmayı başarmış, Cem Sultan'ı serbest bırakma
tehditleriyle de Osmanlı fetihlerini durdurmuştu. Bu olay ileride Şehzade katli
için de önemli bir mesnet teşkil etmiştir.



Cem Sultan, bunca olaydan sonra 25 Şubat 1495'de vefat etti. Sultan İkinci
Bayezid bu olaya çok üzüldü ve üç gün yas ilan etti ve Cem Sultan'ın gıyabında
cenaze namazı kıldırdı. Sultan İkinci Bayezid Cem Sultan'ın naaşını alabilmek
için çok uğraştı.



Vefatından 4 yıl sonra 1499 yılının Ocak ayında Cem Sultan'ın cenazesi Osmanlı
topraklarına getirilerek Bursa'da kardeşi Şehzade Mustafa'nın yanına gömüldü.
Böylece yıllar süren macerası sona erdi ve en azından cenazesi kendi
topraklarına defnedildi.



BALKANLARDA İLERLEME



Sultan İkinci Bayezid siyasi ve askeri faaliyetlerine Rumeli'de başladı. Bosna,
Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı topraklarına katılmış, Hersek ise henüz
alınamamıştı. 1483'de yapılan akınlar sonucu, bu bölge kesin olarak Osmanlı
Devleti'ne katıldı.



Boğdan vergiye bağlandı. Boğdan Prensliği'ne bağlı Kilya (15 Temmuz 1484) ve
Akkerman (9 ağustos 1484) kaleleri fethedildi. 1491 yılında Macaristan'a büyük
akınlar düzenlendi. Sultan İkinci Bayezid 31 Mayıs 1499'da da Yunan seferine
çıktı.



Memlük Devleti'nin, Cem Sultan'ı koruması ve Ramazanoğulları ile
Dulkadiroğulları Beylikleri üzerinde etkili olarak, Anadolu'nun işlerine
karışması, gergin olan Osmanlı-Memlük ilişkilerini iyice bozdu. 1485 yılında
savaşlar yapıldı. Yapılan savaşlardan önemli bir sonuç elde edilemedi. Adana ve
Tarsus gibi yerler, Mekke-Medine vakıflarına bağlı oldukları gerekçesiyle geri
verildiler (1491).



SAFEVİLER VE ŞAH KULU



Sultan İkinci Bayezid döneminde İran'a Safeviler hakim oldu. 1501'de Tebriz'i
alan Şah İsmail, giderek kuvvetleniyordu. Anadolu'da da kendisine ve mezhebine
birçok yandaş buldu.



Bir çok Türkmen kitlesini yanına aldı. İran ve Azerbaycan'da etkisini gösteren
Şah İsmail, Doğu Anadolu'da Osmanlı Devleti'ni ciddi derecede tehdit etmeye
başlamıştı. Anadolu'ya bir çok Şii propagandacı yollayan Şah İsmail, bu sayede
Anadolu'yu yönetimi altına almak istedi.



Propaganda faaliyetleri etkisini göstermeye başlamıştı. 9 Nisan 1511'de Hamideli
ve Teke taraflarında Şah Kulu adında bir Şah İsmail taraftarı isyan çıkardı. Bu
isyan güçlükle bastırıldı.



Şah Kulu yakalanarak idam edildi. Sultan İkinci Bayezid'in son dönemlerinde
ortaya çıkan bu isyan ülkeyi bunalıma sürükledi. Şehzadeler arasında babalarına
ve birbirlerine karşı bir mücadele başladı.



VENEDİKLE SAVAŞ



İstanbul'un alınmasıyla ekonomik alanda en çok zarar gören devlet Venedik
olmuştu. Fatih Sultan Mehmed zamanında kendilerine kapitülasyonlar verilmiş ve
bu sayede Haçlı birliğinden ayrılmışlardı. Fakat Venedik her zaman için Osmanlı
aleyhtarı bir politika izleyerek, zaman zaman Mora halkını kışkırtıyordu. Sultan
İkinci Bayezid bu sorunu kökünden çözmeye ve Venediklilerin ellerinde kalan
yerleri de almaya karar verdi.



Karadan ve denizden yapılan kuşatmayla İnebahtı (1499), ardından Moron, Koron ve
Navarin kaleleri ele geçirildi. Yunan adalarının da fethedilmesi üzerine,
Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayan Venedikliler barış istediler. Yapılan
barış antlaşmaları sonunda, Osmanlı'nın fethettiği yerler tekrar Venediklilere
verildi.



ŞEHZADE SELİM



Sultan İkinci Bayezit'in sekiz oğlu olmuş, bunlardan Ahmet, Korkut ve Selim
dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Hayatta olanların en büyüğü
Ahmet, ikincisi Korkut, en küçüğü ise Selim'di. Ahmet Amasya'da, Korkut
Manisa'da, Selim ise Trabzon'da vali olarak bulunuyorlardı.



İkinci Bayezid Şah İsmail olayında gevşek davranmış devlet işleri bozulmaya
başlamıştı. Babasının tahtan ayrılacağı haberini alan Selim harekete geçti. 3
Ağustos 1511 tarihinde Uğraş Deresi bölgesinde babasıyla savaşan Şehzade Selim
yenildi.



Devlet erkanı Bayezid'in yerine, Şehzade Ahmed'in padişah olmasını istiyordu.
Yeniçeriler ise Şehzade Ahmed'i desteklemiyordu. Ahmed'in başarılı olamaması
üzerine Selim aleyhtarları bu sefer de Korkut'u davet ederek padişah olmasını
istediler. Yeniçeri ocağına gelen Şehzade Korkut'a saygı gösterildi ise de,
Selim'den başkasını padişah olarak görmek istemediklerini söylediler.



Sultan İkinci Bayezid baskılara daha fazla dayanamadı. 19 Nisan 1512'de Osmanlı
tahtına davet edilen Trabzon Valisi Şehzade Selim, Yenibahçe'de kurulan otağa
yerleşti. Tahta çıktığında 2.214.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını 2.375.000
km.kareye çıkaran Sultan İkinci Bayezid, 24 Nisan 1512'de tahttan çekildi.



MİMARİ ESERLER



Sultan İkinci Bayezid İstanbul'da birbirinden güzel bir çok mimari eser ve
kütüphaneler yaptırdı. 1505'de İstanbul Bayezid Camii ibadete açıldı. 14 Eylül
1509'da tarihinde "Kıyamet-i Suğra - Küçük Kıyamet" adıyla anılan deprem meydana
gelmişti. Bu deprem İstanbul'u harabe haline getirdi. 1510 yılında İstanbul
yeniden inşa edilmeye başlandı.



Sultan İkinci Bayezid'in yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır;



İstanbul Davud Paşa Camii,

Tokat Hatuniye Camii,

Çemberlitaş Atik Ali Paşa Camii,

Amasya Sultan İkinci Bayezid Külliyesi,

Amasya Bayezid Medresesi,

Edirne Bayezid Camii ve Medresesi,

İstanbul Bayezid Medresesi,

İstanbul Şehzade Camii.

 


SULTAN BİRİNCİ SELİM(YAVUZ)

 


 (1512 – 1520)



 

 



 

Babası: Sultan II. Bayezid

Annesi: Ayşe Hatun

Doğum Tarihi: 1470

Tahta Çıkışı: 25 Nisan 1512

Ölümü: 21 Eylül 1520

Saltanatı : 1481 - 1512

 

Devlet Sınırları : 6.557.000 km2

 

 

 

Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, genis omuzlu, kalin
kemikli ve omuzlari arasi genis, yuvarlak basli, kirmizi yüzlü ve Catik kasli,
uzun biyikli yigit bir padisah idi. Sert tabiatli ve cesurdu. Bu yüzden
muharebeyi çok severdi. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmistir. Edebiyata meraki
vardi. Birçok Farsça siirler yazmrstir. Siirleri en yüksek bir divan sãiri kadar
kuvvetlidir. Genis bir kültür ve siyasete sahipti. Harpten hoslanmakla beraber
çok ince bir ruha da sahipti.



Íran'a yaptigi seferde Sah Ísmail'i 12 saatte perisan etti. Sah Ísmail'in iki
karisida esir oldu. Ordugâhtaki hazine ve altin taht ele geçirildi. Íran'in o
zamanki bassehri Tebriz'e girdi. 2500 km.lik bir yolu yürüyerek gelip böyle
parlak bir zafer kazanmak tarihte esine az rastlanir seylerdendir.



Adana, Gaziantep, Hatay, Urfa, Diyarbakir, Mardin, Siirt, Mus, Bingöl, Bitlis:
Tunceli vilâyetlerini Osmanli topraklarina katti. Dulkadir Beyligi'ni, Musul,
Kerkük ve Erbil'i Osmanli hudutlarina dahil etti. Eyyûbî Melikligi'ni aldi.
1516'da Misir seferine çikti. 27 Temmuz'da Ramazanogullari Beyligi'ni ilhak
etti. 24 Agustos'ta Misir Memlükleri ile Mercidabik Ovasinda karsilasti.
Memlükleri kesin bir Sekilde magIûp etti. 28 Agustos'ta Haleb'e girdi. 29 .Agustos
I516'da bütün mukaddes emanetleri lstanbui'a getirildi. Suriye, Lübnan ve
Filistin tamamen fethedildi.



Kendi zamanina gelinceye kadar hiçbir hükümdarin göze alamadigi bir isi yapti
ki, koskoca Sina Cölü'nü 13 günde geçti. Birincì Cihan Harbinde, yeni teknigin
verdigi imkánìarla bu çöl 11 günde geçilebilmistir. (Türkiye Tarihi. Yilmaz
Öztuna, Hayat Yayini) 22 Ocak 1517`de Memlükleri Ridaniye'de tekrar yendi ve
Kahire fethedildi. Yavuz, Memlük sultaninin cenazesini bizzat omuzlarinda tasidi.



Kahire'nin fethinden soma Ístanbul'a gelen Misir ulemási ile, Türk ulemãsi
Yavuz'un halife olmasini kararlastirdi. Daha soma Halife Uçüncü Mütevekkil
Ayasofya Camiinde mìmbere çikarak Yavuz'un hilãfetini ilãn etti.



Mütevazi hükümdar, her ögün yemekte tek çesit yemek yerdi ve agaçtan tabaklar
kullanirdi. 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi denilen, bir çiban sebebi iIe vefat
etti. Hayatinin son dakikalarinda Yasin-i Serif okuyordu. Oglu Kanûnî Süleyman,
Fatih Cami'inde namazini kildiktan sonra, Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye
defnettirdi. (Allah rahmet eylesin.)



Tahti devraldiginda 2.375.000 km. kare olan Osmanli topraklarini 6.557.000 km.
kareye çikarmistir. Bu büyük fütuhati ise sadece 4 seneye sigdirmstir.



Mevahib sahibi Seyh Ímam Ahmed Kasta- lânî, Emir Buhãrî ve Reîsü'I - Hattâtiyn
Seyh Hamdullah, Yavuz Sultan Selim zamaninda vefat eden - sahsiyetlerdir.



Erkek cocuklari: Kanuni Sultan Suleyman



Kiz cocuklari : Hatice Sultan, Fatma Sultan, Hafsa Sultan, Sah Sultan


SULTAN BİRİNCİ SÜLEYMAN(KANUNİ)

 


 (1520 – 1566)



 

 



 

Babası: Yavuz Sultan Selim

Annesi: Hafsa (Hafize) Hatun

Doğum Tarihi: 1495

Tahta Çıkışı : 30 Eylül 1520

Ölümü: 6/7 Eylül 1566

Saltanatı : 1520 - 1566

 

Devlet Sınırları : 14.893.000 km2

 

 

 

Kanuni Sultan Süleyman, Trabzon'da dünyaya geldi. O sırada
babası orada vali idi. Babası O'nu küçük yastan itibaren çok titiz bir şekilde
yetiştirmeye başladı ve emsali görülmeyen bir terbiye ve tahsil ile
yetiştirildi. 26 yaşında padişah oldu. Çok ciddi ve vakurdu. Teenni ile hareket
ederdi. Yapacağı isler hakkında hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği
emirden geri dönmezdi. Is başına getireceği adamların kabiliyet derecelerine
göre vazife verirdi. Kanuni'nin yüzü yuvarlak, gözleri elâ, kasları arası biraz
açık, doğan burunlu, uzun boylu ve seyrek sakallı idi. Azim ve irade sahibiydi.
Devri Türk hakimiyetinin kemale ulaştığı bir devir olmuştur.Kendisine Kanuni
denmesi, yeni kanunlar icat etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok
siki bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Zamanında İngiltere Kralı . Vlll.
Henri,Istanbul'a bir heyet gönderip, adalet mekanizmasının nasıl islediğini
tetkik ettirerek kendi memleketine örnek almıştır.Avrupâ tarihçilerinin Muhteşem
Süleyman dedikleri büyük hükümdar, büyük dedesi Fatih gibi sayısız seferlere
bizzat kendisi iştirak etmiştir.



Zamanında cereyan eden mühim hadiselerden bazıları şunlardır :1522 senesinde
Rodos'u aldı. Fransa Kralının yardim isteğini kabul ederek Alman İmparatoruna
bir mektup yazdı ve Alman İmparatoru, Birinci François'i serbest bıraktı.1526'da
Mohaç Muharebesi ile Macaristan ortadan kaldırdı. Budapeşte'yi fethetti.1529'da
Viyana'yı kuşattı. 1532'de Avusturya seferine çıktı. 1533'te Almanya ile anlaşma
imzalandı. 1537'de Otranto fethedildi. Ancak, Venedik Savası sebebiyle daha
sonra ordu Otranto'dan çekildi. 1543'de Estergon, Istoini ve Belgrat'ı
fethetti.Barbaros kardeşler Akdeniz'de yenmedik donanma bırakmadılar ve Kuzey
Afrika'yı alarak Osmanlı topraklarına bağladılar. Kirim Hanları, Moskova'ya
kadar ilerlediler.Hint Okyanusu'na donanma gönderilerek oradaki Müslümanlara
yardımlarda bulunuldu.Sudan ve Habeşistan'da fetihler yapıldı.1548'de Tebriz
dördüncü defa alindi.Osmanlıların en büyüklerinden birisi olan Muhteşem padişah
7 Eylül 1566 günü savaş meydanında iken ahiren âlemine irtihal etti. O anda
Zigetvar kuşatmasını idare ediyordu. Vefatında 71 yasini 4 ay 10 gün geçiyordu.
46 sene padişahlık yaptı. Büyük bir devlet adamı ve ünlü bir sairdi. Meşhur
şiirlerinden birisi sudur:





Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.



Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.



Saltanat dedikleri bir cihân kavgasıdır.



Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi.



Babasından 6.557.000 km. kare olarak devraldığı İmparatorluğun topraklarını,
14.893.000 km. kareye çıkarmıştı.Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi ve
Nakibü'I - Esraf Taskentli Muhterem Efendi kıldırmıştır. Süleymaniye Camii
avlusundaki türbesinde gömülüdür. (Allah rahmet eylesin.)



Silsile-i Saadâd'tan Hâce Muhammed Zâhid Bedahsi (k.s.) Hazretleri, Seyh Sünbül
Sinan, Ibrahim Gülseni, Seyh Hamidullah'in oğlu Hattat Mustafa'Dede, Kara Davud,
Beyzavi'ye hasiye yazan Seyhzade, Humayünnâme sahibi Alâaddin, Mülteka sahibi
Ibrahim Halebi, Sahidi Ibrahim Dede, Ahteri sahibi Mustafa Efendi,Lügat sahibi
Nimetullah Efendi, Seyh Merkez Efendi, Kirklardan Hizir Efendi ve Isbah müellifi
Ibni Neciym, Kanuni devrinde yasamış ve yine o devirde vefat etmiş büyüklerdir.




Erkek çocukları : İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmet, Mahmud,
Cihangir, Mustafa.



Kız çocukları : Mihrişah Sultan, Razıya Sultan.

 


SULTAN İKİNCİ SELİM(SARI)

 


 (1566 – 1574)



 

 



 

Babası : Kanuni Sultan Süleyman

Annesi : Hürrem Sultan

Doğduğu Tarih : 1524

Padişah Olduğu Tarih : 29 Eylül 1566

Öldüğü Tarih : 21 Aralık 1574

Saltanatı : 1566 - 1574

 

Devlet Sınırları : 15.162.000 km2

 

 

 

(1566-1574) yılları arasında Osmanlı Devleti’ni idare
etti. Babasının ölümü üzerine, O’nun tek oğlu olarak 1566 tarihinde onbirinci
padişah olarak tahta geçti. Dedesi Selim Hân gibi 8 yıl taht’a kalarak kısa bir
iktidar dönemi yaşadı.



Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya
kadar genişletti. Ülkesinin Doğu bölümünde gelişen olaylar sebebi ile
Tatarlarla, Özbeklerle, Çerkezlerle ve Gürcülerle savaştı. Basra, Bağdad,
Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Babası gibi ülkesinin
denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi.
Barbaros, Oruç Reis, Turgut Reis gibi kaptanlar O’nun zamanında yetişti. Sokullu
Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, Devlet işlerinde en önemli
yardımcısı idi.



İyi silah kullanmasını bilir, aynı zamanda usta bir okçu idi. Halkına karşı adil
davranırdı. İlme açık ve alimleri korurdu. O’nun zamanında İstanbul ve ülkenin
çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım
faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de
“Selimiye Cami“ni yaptırdı.



İnce ve uzun boylu, güler yüzlü ve güzel bir sesi vardı. Saray’da musiki
çalışmaları ve müzik alanındaki gelişmeler onun besteci ruhundan
kaynaklanıyordu. Güçlü kuvvetli, kasları ince ama sağlam bir bedene sahipti.
Yakışıklı ve saçları sarı idi. Göğsü geniş ve kuvvetliydi. Altın işlemeli kadife
kaftan giyerdi. Sarığı Selim üslûbunda ve mücevveze idi. Bir kısmı dışarı
taşardı. Giydiği kaftanların altın işlemeli yakaları vardı. Astarları da kırmızı
satenden idi.

 

Ebussuud Efendi, Seyh Mehmed Âsik Efendi, Kastamonulu Seyh
Saban Efendi, Birgili Mehmed Efendi, Sakâik'a zeyl yazan Ãsik Çelebi ve
Kınalızade Ali Efendi, Sokollu Mehmed Pasa, Ìkinci Selim devrinde vefat eden
büyüklerdir.



Erkek çocuklan : Uçüncü Murad, Abdullah, Osman, Mustafa, Süleyman, Mehmed,
Mahmud, Cihangir.



Kiz çocuklan : Fatma Sultan, Sah Sultan, Gevherhan Sultan, Esma Sultan.


 


SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD

 


 (1574 – 1595)



 

 



 

Babası: Sultan II. Selim

Annesi: Nur Banu Sultan

Doğum Tarihi: 1546

Tahta Çıkışı: 22 Aralık 1574

Ölümü: 16 Ocak 1595

Saltanatı : 1574- 1595

 

Devlet Sınırları : 19.902.000 km2

 

 

 

(1574-1595) Yılları arasında Osmanlı Devleti'ni idare
etti. Babasının öldüğünde Manisa.da vali olarak bulunuyordu. Sokullu Mehmet
Paşa'nın kendisine ilettiği haber üzerine İstanbul'a gelerek on ikinci padişah
olarak iktidarı teslim aldı. Kendisi iyi bir eğitim almıştı ve dünya meseleleri
ile yakından ilgilenirdi. Özellikle ülkesi dışında. ülkesinin kaderini etkileyen
Liderlerin yaptıklarını merak ederdi. Tarihi eserleri okumayı da çok severdi.



Çok alçak gönüllü ve adil davranışlı idi. Ama biraz gösterişi severdi. Devlet
hazinesinden yardıma muhtaç olanlara hayırlar yapardı. İlim alemiyle ilgili iyi
bir dostluk kurmuş, onlarla sohbet etmekten de hoşlanırdı. Dindar. inançlı bir
yapıya sahipti. Tarikatlara saygılıydı. Ülke imarına büyük önem vermiş,
özellikle ataları tarafından yapılan tarihi eserlerin onarımını
gerçekleştirmiştir.



İktidarı zamanında ülke içinde ve ülke dışında olaylı dönemler yaşanmış olmasına
karşın, ülke birliğinin korunması ve topraklarının genişlemesi için çalıştı.Bir
taraftan Kuzey Afrika'da fetihler yaparken diğer taraftan da Hint Okyanusu'nda
donanmasını bulundurdu. Savaştan çok sakınan gelişen hadiseleri mümkün olduğu
kadar barış yoluyla halledilmesi taraftarıydı. Çok iyi bir kumandan, iyi bir
savaşçı olduğu gibi. kılıç kullanmakta da çok başarılı idi. Ata binmeyi de
severdi.



İnce uzun boyluydu. Pembe beyaz bir teni vardı. Bedenindeki organları kendisi
ile bütünleşmişti. Çizgileri ve uzuvları dengeliydi. Açık ve geniş bir alnı
vardı. Kasları güçlü ve ince uzundu Giyinmesini sever, gösterişli elbiseler
giyer, mücevher takmaktan da hoşlanırdı. Özellikle kavuk üzerindeki değerli
taşları kullanmak O'na has bir özellikti.

 

Zamanında cereyan eden mühim olaylar:



Venedik'le anlaşma yenilendi. Portekiz'le Vâdisseyi muharebesi yapıldı ve
Portekizliler kesin bir şekilde maglûb edildi. Íspanya'ya karşı Íngiltere'ye
yardımlar yapıldı. Lehistan kralının tayininde çıkan mücadele kazanıldı ve
1577'de Lehistan devleti de Osmanlılara tâbi oldu.



1511'de Osmanlı tabiiyetinde bulunan Kirim Hanlığı Rusya'ya harp ilân etti.
Moskova'ya kadar ilerleyerek Rusya'yı vergiye bağladı.



1578'de Íran'la savaşlar başladı. Çildir Zaferi elde edildi, Tiflis ve Şirvan
fethedildi. Hazar Denizine kadar Osmanlı hakimiyetine alindi. Tarihte meşhur
Tiflis müdafaası yapıldı. Kaledeki bir avuç asker kedi ve köpeklere varıncaya
kadar yiyerek kaleyi teslim etmediler. 27 günde Kars Kalesi yapıldı 1583'de
Meşâleler Zaferi kazanildr ve Revan fethedildi.



1585'de Tebriz dördüncü defa fethedildi. Gence şehri alindi.



1590'da Íran'la sulh yapıldı. 1593'de Almanya'ya harp ilân edildi.



1594'de Yanikkale fethedildi.



Bu devirde Osmanlı topraklarının genişliği 19.902.000 km. kareye yükseldi.
Osmanlı Ímparatorluğu en geniş toprağa bu zamanda sahip bulunuyordu.



Üçüncü Murad 16 Ocak 1595'de 49 yaşında iken vefat etti. Ayasofya Camii avlusuna
gömüldü. (Allah rahmet eylesin.



Besiktastaki Yahya Efendi Türbesini O yaptırmıştı. Fethiye Camiini de kiliseden
camiye o çevirmişti.



Beyzavî Tefsirine Hâsiye yazan Sinan Efendi (H. 986), Seyh Üftâde Hazretleri (H.
989), Ahî Çelebi, Uryanî Mehmet Dede ve Sakâik'a zeyl yazan Lütfi Mustafa
Efendi, Molla Camî'ye şerh yazan Muharrem Efendi, Gülistan'a şerh yazan Sem'î
Efendi, Vankulu Lûgatinin sahibi Mehmet Vanî Efendi (H. 1000) bu devìrde vefat
eden büyüklerdir.



Erkek çocuklan : Üçüncü Mehmet, Selim, Bayezid, Mustafa, Osman, Cihangir,
Abdullah, Abdurrahman, Abdullah, Hasan, Ahmed, Yakub, Alemsah, Yusuf, Hüseyin,
Korkud, Ali, Íshak. Ömer, Alaüddin, Davud.



Kız çocuklan : Ayse Sultan, Fatma Sultan, Mihr imah Sultan, Fahriye Sultan. 


SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMET

 


 (1595 – 1603)



 

 



 

Babası : Sultan III. Murad

Annesi : Safiye Sultan

Doğduğu Tarih : 26 Mayıs 1566

Padişah Olduğu Tarih : 27 Ocak 1595

Öldüğü Tarih : 22 Aralık 1603

Saltanatı : 1595- 1603

 



 

 

 

Sultan III. Mehmet, onüçüncü padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Manisa’da doğdu. Annesinin gözetiminde ve etkisinde iyi eğitim
alarak yetişti. Devrin önemli tarihçisi, Hoca Sadeddin Efendi’den tarih ve
kültür derslerini, din eğitimini de din alimlerinden aldı. İyi bir dindar ve
dürüst bir şehzade olarak yetişti.



Padişah olduğunda Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına ulaşmış, 3 kıtaya yayılan
büyük bir imparatorluk olmuştu. Görevi teslim aldığında Avusturya ile 1593
yılında başlayan savaş devam ediyordu. Macaristan’ın fethi tamamlanmış ve Eflak
üzerine sefer kararı alınmıştı. Türklerin Viyana’ya harekete geçeceğini
hesaplayan Batılı Devletler bu sefere karşı yeni bir haçlı ordusu toplamışlardı.
Ordu komutanlarının yetersizliği ve kararsızlık Estergon Kalesi’nin kaybına
sebep olmuştu. Bu yenilgi üzerine Sultan Mehmet, bir süredir değişmiş olan
geleneği, padişahların ordunun başında sefere katılmasını tekrar başlatmak üzere
Eğri Seferi’nin yapılmasına karar vermişti. Tarihimize “Kanije Savunması” olarak
geçen ve Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki orduyu destanlaştıran zafer
kazanılmıştı. Sultan Mehmet, bu zaferden sonra İstanbul’a döndüğünde “Kanije
Fatihi” olarak karşılanmış, zafer şenlikleri yapılmıştı.



Sultan Mehmet, içeride de bir süredir devleti tehdit eden Celalî isyanları ile
uğraşmıştır. Ele başıları yok etmek, ordu ile harekete geçmeyi gerektirecek
kadar büyümüş, devlet uzun süre bu isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştı.
İstanbul’da Sipahi Ocağı Yeniçerilere karşı harekete geçmiş ve “Zorba İsyanı”
yaşanmıştı. Padişah isyanlara son vermek için asilerle siyaset yolu ile anlaşma
kararını uygulamaya koymuştu.



Padişah III. Mehmet, orta boylu, açık tenli, kumral saçlı ve yuvarlak sakallı
idi. İyi eğitim alarak yetişmiş, aynı zamanda da güzel şiirler yazan bir şairdi.
Hassas ve kötülükten uzak olması ve dürüstlüğü en büyük özelliği idi. Özellikle
devlet işlerinin görülmesinde, annesi Safiye Sultan’ın etkisinde kalması da
O’nun zaafı idi.

 

İsmini Fatih'e benzemesi için dedesi Kanuni, "Mehmet"
koymuştur. Üçüncü Mehmet devri, Osmanlı İmparatorluğunun duraklama devrine
rastlar. Nitekim Avrupa topraklarında, Devleti Aliyle, birçok kalelerini
Avrupalılara teslim eder. Sadrazam Koca Sinan Paşa'nın basarisizliğini gören
Üçüncü Mehmet, bizzat sefere Cıkmış, Haç ova Meydan Savasını Avrupalılara karşı
kazanmış ve Eğri Kalesini fethetmiştir. Tarihte Eğri Fatihi diye anılır.



Bu devirde Türkiye Iran yeniden savaşa başlamıştır. Vezirlerin ve ulema
sınıfından bazı kimselerin, adam kayırmaları, ehliyetsiz oldukları halde birçok
kimseleri ehliyetli ve üstün kabiliyetli olarak padişaha tavsiyede bulunmaları,
padişahı ve Devleti Aliyyeyi güç durumlarda bırakmıştır.



Üçüncü Mehmet, zamanında çıkan iç isyanlarla (Celâli isyanları ile) uğraşmış,
dışarıda ise topraklar kaybedilmiştir. Meşhur Kanice Kalesi müdafaası, Tiryaki
Hasan Pasa tarafından bu devirde yapılmıştır. Üçüncü Mehmet genç yaşında iken
1603 senesinde vefat etmiştir. (Allah rahmet eylesin.)



Üçüncü Mehmet de sâirdi ve Adli mahlasıyla şiirler yazmıştır. şiirlerinden
birisi de şöyledir.



Yoldurur zulme rızamız, adla biz mâilleriz.

Gözleriz Hakk'ın rızasın emrine Kabilleriz.

Arifiz, âyine-i âlem - nümedir gönlümüz.

Rüzgârın cünbüsünden sanmayın gaafilleriz.

Pûse-i ask içre Adli kaal ezelden kalbimiz,

Gill-ü gisdan hãliyiz, ãlemde safi dilleriz.



Silsile-i Saadâd'tan Mevlânâ Muhammed Hâcegi Emkengi (H. 1008) ve Muhammed Bâkî
Billah Hazretleri (H. 1013), Sair Bãki (H. 1008), Hasimi Osman Efendi (H. 1004),
Tezkire sahibi Hasan Celebi Efendi (H. 1013) Üçüncü Mehmet devrinde vefat eden
büyüklerdir.



Erkek çocukları : Birinci Ahmed, Birinci Mustafa, Selim, Mahmud.



Kızlarının isimleri bilinmiyor. 


 

 


SULTAN BİRİNCİ AHMET

 


 (1603 – 1617)



 

 



 

Babası : Sultan III. Mehmet

Annesi : Handan Sultan

Doğduğu Tarih : 18 Nisan 1590

Padişah Olduğu Tarih : 21 Aralık 1603

Ölümü : 22 Kasım 1617

Saltanatı : 1603- 1617

 



Sultan Ahmed, on dördüncü padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Eski geleneği
bozarak kardeşi şehzade Mustafa’yı katletmedi. Küçük yaşta saltanat
sorumluluğunu teslim aldığında devlet doğuda İran ile batıda da Avusturya ile
harp halinde idi. İran ile yapılan revan muhasarası başarılı olamamış devlet
Gence ve Şirvan’ı İran’a bırakmak zorunda kalmıştı. Macaristan’ı almaya yönelik
Avusturya seferinde ise iki tarafın anlaşması ile Kasım 1606’da “Zitvatorok”
barışının imzalanmasıyla savaş durumuna kısa bir ara verilmişti.



Saltanatı sırasında içeride devleti en çok meşgul eden önemli bir mesele de
Celali isyanları idi. Veziri Kuyucu Murad Paşa ile Canbolatoğlu ve diğer
isyancıların devlete karşı hareketlerini önlemeye çalıştı. Genç yaşında olmasına
rağmen cesur kararlar alabilen ve uygulayan bir yapıya sahipti. Halk içine
girmediğinden fazla tanınmaz ve sevilmezdi. Çok hesaplı hareketi, askere
yeterince bahşiş dağıtılmaması, asker arasında da tedirginliğe sebep olmuştu.
Saltanatı sırasında haremin, kadın sultanların devlet işlerine karışmalarını
engellemiş, bir bakıma da Saltanat çekişmelerinden devleti korumuştur. Sadrazamı
Kuyucu Murad Paşa ile ülke içinde içki içilmesini yasaklamış, aykırı hareket
edenleri de şiddetle cezalandırmıştı.



Sultan Ahmed Osmanlı Mimarisi’nin en büyük eserlerinden olan, adını verdiği
camii yapılırken işçi gibi çalışmış, eteğinde toprak taşımıştır. Çok zeki olan
padişah iyi bir eğitim almış, genç yaşta olgunlaşmıştı. Açık tenli, orta boylu
ve güleç bir yüzü vardı.

 

Cok sade giyinirdi. Cocuk denecek yaşlarında bile almış
olduğu kararlar mükemmeldi. Daima ilim ve irfan sahibi büyük zatlarla istişare
eder, onlara akil danışırdı.



 Cok mükemmel bir tahsil görmüştür. Ayni zamanda iyi bir sâirdi. Bahtî
rnahlasıyla yazdığı şiirlerinden teşekkül eden bir divani vardır.



Dinine Cok bağlı bir müslüman hatta büyük bir velî idi. Altı büyük minareli ve
16 şerefeli Sultanahmet Camiini bina ettirdi. Peygamberimiz Hz. Muhammed
Efendimize (s.a.v.) bağlılığı o kadar ileri idi ki, Efendimiz Hazretlerinin
mübarek ayak izlerinin resmi içine bir şiir yazmış ve o şiiri kavuğunda ölünceye
kadar taşımıştır. O şiir ise sudur



N'ola tâcim gibi bağımda götürsem daim,

Kadem-i resmini ol Hazreti Sahi Rusülün.

Gül-i Gülzâri Nübüvvet, o kadem sahibidir.

Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün.



Kabe'nin örtüleri bu devirde İstanbul'dan gitmeye başladı. Bu zamana kadar ise
Mısır'dan gönderiliyordu.



Sultan Ahmed tahta çıktığında, Osmanlı Devleti, içte Celâlî isyanları, doğuda
İran ve batıda Almanya ve müttefikleri ile savaş halinde idi. Almanya fena
şekilde hırpalandı ve sulh istedi. Zitvatorok Antlaşması imzalandı. 1611
senesinde Celâli isyanları tamamen bastırıldı. Sıra üçüncü gaile olan İran'a
geldi. Nihayet Iran ile de antlaşma yapıldı. Akdeniz'de çok mühim deniz
muharebeleri kazanıldı.



1605'de Estergon ve Uyvar fethedildi. Ayni sene son derece basarili bir
Avusturya seferi yapıldı. Macaristan Kralına taç giydirildi. Denizlerde Malta
seferi yapıldı.



Sultan Ahmed 1617 senesinde vefat etti. Sultanahmet Camii yanındaki türbesine
defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)



Tesâniyl sahibi Mevlânâ Aliyyül Kaari (H. 1014), Mugnillebib sârihi Seyh Ebû
Abdullah Muhammed (H. 1018), Hattat Hasan Celebi üsküdarî (H. 1023) ve Karaca
Ahmed (H. 1024) Sultan Ahmed devrinde vefat etmiş büyük zatlardır.



Erkek cocuklari : Ìkinci Osman, Dördüncü Murad, Sultan İbrahim, Bayezid,
Süleyman, Kasım, Mehmet, Hasan, Selim, Han zade, Beyde.



Kız cocuklari : Gevher han Sultan, Aya Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan.

 

 


SULTAN BİRİNCİ MUSTAFA

 


 (1617 – 1618 / 1622-1623)



 

 



 

Babası : Sultan III. Mehmet

Annesi : İsmi tarihe kaydedilmemiş.

Doğduğu Tarih : Hicri 1000 (M: 1591/1592)

Padişah Olduğu Tarih : 22 Kasım 1617

Tahttan İndirildiği Tarih : 26 Şubat 1618

Ölümü : Ocak 1639

Saltanatı : 1617- 1618  1622-1623

 



Sultan Mustafa, on beşinci padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Babası
Manisa’da Sancak Beyi iken dünyaya gelmiştir. Kardeşi I. Ahmed’in genç yaşta
vefatı üzerine 22 Kasım 1617’de tahta çıkmıştır.



İlk iktidarı üç ay (97 gün) sürmüştür. Sultan Mustafa, 20 Mayıs 1622’de, II.
Osman’ın katledilmesi üzerine ikinci defa tahta çıkarıldı. İkinci Saltanatı da
bir yıl, dört ay kadar devam etti.



Şehzadeliğinde Saray’da yaşadığı hayat sağlığını bozmuştu. Devletin içinde
bulunduğu sorunlarla yakından ilgilenme fırsatı bulamamıştı. Devletin iç
meseleleri karışık olduğu gibi doğuda ve batıda savaşlar devam ediyordu. Her
padişahın tahta çıktığında mutad olduğu gibi onbeşinci sultan olarak tahta çıkan
Mustafa’nın cülus töreninde de askere ve ocaklıya ulufeleri dağıtılmıştı.
Kapıkulu askerî cülus bahşişlerini aldıkları halde I. Mustafa’nın padişah
olmasına muhalefet etmişlerdi.



Sultan Mustafa, zayıf vücutlu, minyon yapılı, solgun fakat güzel yüzlü idi.
Sakalları seyrekti. İri siyah gözlü, solgun bakışlı idi. Yaşamı daha çok Üsküdar
ve Davutpaşa Sarayı’nda geçmiştir.

 

Çocuğu yoktu.

 

 


SULTAN İKİNCİ OSMAN (GENÇ)

 


 (1618 -1622)



 

 



 

Babası: Sultan 1. Ahmed

Annesi: Mahfiruz Sultan

Doğum Tarihi: 3 Kasım 1604

Tahta Çıkışı: 26 Şubat 1618

Tahttan İndirildiği Tarih: 19 Mayıs 1622

Ölümü: 20 Mayıs 1622

Saltanatı : 1618 - 1622

 



Sultan II. Osman, on altıncı padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sultan Osman
genç yaşta tahta çıktığı zaman, ilk iş olarak idari görevlerde, divan üyeleri
arasında değişiklik yaptı. Devlet doğuda Iran ile batıda Lehistan ile süren iki
savaş arasında kalmıştı. 11. Osman gerekli düzeni kurduktan sonra, askerin
itirazına rağmen, Lehistan üzerine sefere karar verdi ve sefere de şahsen
katıldı. Saltanatta bulunduğu senelerde devlet İstanbul'da arka arkaya gelen
tabii afetlerle uğraşmak zorunda kalmıştı 1621 de İstanbul Bedesteni'nin bir
bölümü, bir sene sonra da kalan kısmı yanmıştı.



Sultan Osman'ın en önemli düşüncesi, yeniçerileri ve yeniçeri ocağını ortadan
kaldırmak idi. Bunun için güvendiği görevlilerle hazırlıklara başladı. Yerine
yeni askeri bir disiplinin nasıl kurulacağı konusunda da çalışmalar yapıldı. Bu
faaliyet ocaklı tarafından haber alındı ve bir takım isteklerle Sultanahmet
meydanında toplanarak isyan ettiler. Padişahın kendilerini ortadan kaldıracağını
anladıklarından ondan önce davranıp sarayı bastılar. Sultan Mustafa'yı tahta
geçirdiler. Reformist bir padişahı da boğarak öldürdüler.



Sultan Osman iyi yetişmiş bir şehzade idi ve devletin idaresini çok genç yaşta
teslim almasına karşın, iktidar sorumluluğunu taşıyacak güçte idi. Aceleci bir
yapıya ve hırçın bir karaktere sahipti. Atılgan, cesur ve akıllı idi. Devletin
içinde bulunduğu durumu yakından biliyor, devletin güçlenmesinin, yapılacak
reformlarla sağlanacağına inanıyordu Atalarının devlet topraklarını korumadaki
başarı ve kazandıkları zaferlerden gurur duyuyordu.



Genç Osman orta yapılı, açık tenli, yakışıklı bir fiziğe ve çok kuvvetli bir
bünyeye sahipti. Ruhen de çok hassastı. İyi bir şairdi ve Farisi mahlası ile
şiirler yazardı.

 

Atılgan, cesur ve gözü pek olan bu padişah yasasaydı
ikinci bir fatih olurdu diyenler vardır. Ayni zamanda hattat ve sâirdi. Bir
beyti de sudur:



Niyetim hizmet idi saltanat ve devletime,

Çalışır hasid ü bedhah aceb nekbetime.



Çok büyük emeller ve planlar üzerinde duran genç padişaha hasedcilerìn hasedi
kabardı. Kendisine plânlarını tatbik etmesinde yardım edecek bir vezir veya bir
sadrazam bulamadı. Tarihte esine az rastlanır bir fecaatle tahttan indirilerek
Yedikule Zindanlarında boğdurularak şehit edildi.



Ayni sene içinde İstanbul Boğazı donmuş, Ístanbul'dan Üsküdar'a yaya olarak
geçilmişti. Yine ayni sene güneş tutulma hadisesi, vãki olmuştu. Babası Birinci
Ahmet'in, Sultan Ahmed Camii yanındaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet
eylesin.)



Sâir Nevi, onun vefatı üzerine suçlan yazdı:



Bir Şah-ı alişan iken, Şah-ı cihâna kıydılar.

Gayretli genç aslan iken, Sah-i cihãna kıydılar.

Gazai Bahadır Hân idi, âli nesli sultãn idi.

Namıyla Osman Hån idi, sãh-i cihâna kıydılar.



Molla Gânim Bağdadi ve Seyh Ebu'l - Gays bu devirde vefat etmişlerdir.



Erkek çocuklan : Ömer, Mustafa.



Kız çocuğu: Zeynep sultan.

 

 


SULTAN BİRİNCİ İBRAHİM

 


 (1640 -1648)



 

 



 

Babası : Sultan I. Ahmed

Annesi : Kösem Sultan (Mahpeyker)

Doğduğu Tarih : 4 Kasım 1615

Padişah Olduğu Tarih : 9 Şubat 1640

Tahttan İndirildiği Tarih : 8 Ağustos 1648

Öldürülmesi : 18 Ağustos 1648

Saltanatı : 1640 - 1648

 



 

 

Sultan İbrahim, 8 Şubat 1640’da kardeşi IV. Murad’ın ölümü
üzerine 25 yaşında ve on sekizinci padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı.
Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden
korku içinde büyümüştü.



Devletin doğu sınırlarındaki olaylar, İran ile yapılan Kasr-ı Şirin
Antlaşması’nın imzalanması ile, saltanatından önce barış döneminin başlamasıyla
sona ermişti. Yine batıda Avusturya ile ilişkiler bir düzene girmiş, daha önce
imzalanmış olan Zitvatorok Antlaşması, yerine 9 madde ilave edilerek
yenilenmişti. Böylelikle devlet hem doğuda hem de batıda, kısa bir süre için
bile olsa savaşsız bir dönem geçirmişti.



Devletin iç huzurunun sağlanması, malî durumunun düzeltilmesi için önemli
çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin
adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı.



Sultan İbrahim, orta boylu, zayıf ince yüzlü ve açık tenli idi. Gür bir sakalı
ve ince bir bıyığı vardı. Kaftan giyer ve sorguç takardı.

 

Sultan Íbrahim tahta çıktığında Osmanlıların hayatta kalan
tek erkek ferdi idi. Bir sene sonra ancak Dördüncü Mehmet ve diğerleri dünyaya
geldiler. Böylece Hanedân kesilmekten kurtuldu. İlk zamanlarında yeniçeri
zorbalarıyla uğraştı. Fakat zaman geçtikçe dalkavuk vezirlerin tesiri altında
kalmaktan kendini kurtaramadı. Hakkındaki çirkin iftiralar ise, padişahı şehit
edenler tarafından kendilerini hakli görmeleri için uydurulmuş yalanlardı.



Sultan Íbrahim çok Şiddetli bir baş ağrısına müptela idi. Meşhur tarihçi Peçevî
ve Evliya Çelebi son senelerìni Sultan Íbrahim devrinde tamamlamışlardır.



1645 senesinde Venediklilerle Girit savası başladı. Ayni sene Hanya ve Resmo
fethedildi. 1646'da Kandiye kalesi muhasara edildi. 1648' de Kandiye teslim
oldu. Bu senede Ístanbul'da yeni bir ihtilâl daha patlak verdi ve Sultan Íbrahim
tahtından indirilerek şehit edildi. (Allah rahmet eylesin.)



Sâir Ruhi-i Bağdâdî, Fusus sarihi Abdul lah Sinobî bu devirde vefat etmiş
zatlardır.



Erkek çocuklan : Dördüncü Mehmet, Ìkin ci Süleyman, Ìkinci Ahmed, Orhan,
Bayezid, Cihangir, Selim, Murad.



Kız çocuklan : Ümmü Gülsüm Sultan, Pey kân Sultan, Atike Sultan, Ayse Sultan,
Gevher han Sultan.

 

 


SULTAN IV.MEHMET (AVCI)

 


 (1648 -1687)



 

 



 

Babası : Sultan İbrahim

Annesi : Hatice Turhan Sultan

Doğduğu Tarih : 2 Ocak 1642

Padişah Olduğu Tarih : 8 Ağustos 1648

Tahttan İndirildiği Tarih : 8 Kasım 1687

Ölümü : 6 Ocak 1693

Saltanatı : 1648 - 1667

 



 

 

Sultan IV. Mehmet, on dokuzuncu padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. İstanbul’da doğmuştur. Babası Sultan İbrahim’den başka hanedanın
devamını sağlayacak erkek evlat bulunmadığı için doğumu çok büyük sevinç
yaratmış ve üç gün, üç gece şenlik yapılmıştı. Babası Sultan İbrahim’in
rahatsızlığı nedeniyle çocuk bir şehzade olarak 7 yaşında tahta çıkarıldı. Küçük
Sultanı ürkütmemek için Eyüp Sultan’da yapılan kılıç alayı merasimi, küçük bir
tören olarak uygulanmıştır. Hazinede yeterli para olmadığından yeniçerilere
cülus bahşişi zorla toplanan paralarla ödenmiştir.



Bu dönemde devlet idaresinde boşluk olmuş, tarihimizde “Ağalar Saltanatı” dönemi
başlamıştı. Ortamı uygun bulan ocakların harekete geçmesi, sipahi ulufelerinin
ödenmesinin gecikmesi, İstanbul’da buhranlı günlere, isyanların çıkmasına sebep
olmuştu. “Yeni Camii” (Sultanahmet camii) olayları adı verilen ve günlerce süren
ayaklanmalar oldu.



Sultan Mehmet annesinin de desteği ile Köprülü Mehmet Paşa’yı sadarete getirerek
devletin güçlenmesini sağlamış “Köprülüler Dönemi”ni de başlatmıştı. Tarihe
“Avcı Mehmet” olarak geçen Sultan IV. Mehmet’in saltanat süresi:



1- Çocukluk Dönemi, Devlet idaresinin Kösem Sultan ve ağalar tarafından
görülmesi.



2- “Köprülüler Dönemi”, kendisinin de savaşa katıldığı Girit’in alındığı, Orta
Macaristan’ın devlet toprakları ve sınırlarının genişlediği dönemdir.



3- Viyana bozgunundan sonra devletin tekrar küçülmeye, iç karışıklıkların
başladığı dönem.



Çocuk yaşında tahta çıkan ve Kanunî Sultan Süleyman’dan sonra en uzun iktidarda
kalan Sultan Mehmet, orta boylu, tıknaz, beyaz tenli, seyrek sakallı ve çok ata
binmekten dolayı öne eğilmiş bir vücuda sahipti. Çok iyi bir eğitim görmüş ve
iyi bir şairdi. Aynı zamanda da çok iyi ata biner ve avı çok severdi.

 

1648'de Sultanahmet olayı oldu.



1651 senesinde Kösem Sultan öldürüldü. Müteakiben Yeniçeri subaylarının pek çoğu
da öldürülerek asayiş elde edildi. Pek çok sadrazamın denenmesinden sonra
Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazam olması kararlaştırıldı. 1659 da Rusya'ya karşı
büyük bir zafer elde edildi. 1660'da büyük İstanbul yangını oldu. 1661'da
Köprülü Mehmet Pasa öldü. Yerine oğlu Fazıl Ahmed Pasa sadrazam oldu.



1663'de Almanya savası basI adi ve Uyvar fethedildi. 1664'de Serinvar Zaferi
kazanıldı. Novigrad, Yenikale fethedildi. Girit'in tamamı alindi.



1669'da Lehistan'a sefer açıldı. 1672'de Kapaniçe, Polonya ve Galiçya
fethedildi.



Lehistan ile Bucas Anlaşması yapıldı. 1673' de Dördüncü Mehmet iki defa Lehistan
seferine çıktı. Basarili bir seferden sonra Zoravno Anlaşması yapıldı. (1676)




Ayni sene Fazıl Ahmed Pasa öldü. Merzifonlu Kara Mustafa Papa sadrazam oldu. (3
Kasım 1676)



1677'de Osmanlı - Rus savası başladı. Dördüncü Mehmet 1678'de Rusya seferine
çıktı ve Cehrin fethedildi.



1683'de Viyana ikinci defa kuşatıldı. Fakat alınamadı ve Osmanlı ordusu Kirim
Hani' nin ihaneti ile bozuldu. Alamandagi Meydan Muharebesi kaybedildi ve
kuşatma da kaldırıldı. Bu yüzden Avrupa'da bayram yapıldı. 1687 senesinde ise
Avcı lâkabı ile meşhur olan Dördüncü Mehmet tahttan indirildi ve Edirne Sarayına
gölerildi. 1693 senesi Ocak ayında orada vefat etti Cenazesi İstanbul'a
gönderildi. Yenicemi Türbesine, annesi Turhan Sultan in yanına defnedildi.
(Allah rahmet eylesin)



Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye'den Seyh Muhammed Masum (k.s.) Hazretleri (H.
1079), Sâir Cevri İbrahim Celebi, Sari Abdullah Efen- di ve Vanî Mehmet Efendi
bu devirde vefat etmişlerdir.



Erkek çocuklan : ikinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, Ahmed, Bayezid.



Kız çocukları : Hatice Sultan, Safiye Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan, Fatma Sultan.



SULTAN İKİNCİ SÜLEYMAN

 


 (1687 -1691)



 

 



 

Babası : Sultan İbrahim

Annesi : Saliha Dilâşub Sultan

Doğduğu Tarih : 15 Nisan 1642

Padişah Olduğu Tarih : 8 Kasım 1687

Ölümü : 22 Haziran 1691

Saltanatı : 1687 - 1691

 



 

 

Sultan IV. Mehmet'in 8 Kasım 1687’de tahttan indirilmesi
ile yirminci padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadelik hayatı İstanbul ve
Edirne saraylarında geçmişti. Uzun süre gözetim altında kaldığından, devlet
işleri ile ilgilenememiş, iyi bir eğitim almış dinî eserler okumuş ve ibadet ile
günlerini geçirmişti.



Bu padişah değişikliğinde de iktidar gücünün sarayda mevcut olan ikilik, eski
padişahı tahtta bırakmak isteyenlerle, II. Süleyman’ı tahta çıkarmayı
başaranların mücadelesi asker içinde de huzursuzluğa sebep olmuştu. Hazinenin,
cülus bahşişi için parasının olmaması olayları büyütmüş, sarayda iç hazine ve
kilerden toplanan altın ve gümüş kaplar, darphaneye gönderilip, yeni para
basılıp askere dağıtılarak ortalık yatıştırılmıştı.



Bu dönemde devleti, Sultan Süleyman’ı ağlatacak kadar üzen olay, Kanice
Kalesi’nin 158 yıl sonra kaybedilmesi olmuştu. Hemen arkasından Belgrat
Kalesi’nin alınması bu üzüntüyü biraz hafifletmişti.



Sultan Süleyman orta boyda, şişman, açık tenli ve yassı burunlu ve gür sakallı
bir yüze sahipti. İyi bir huyu, yumuşak bir karakteri vardı. Tahta çıktığında
“Millete hizmet edelim. Allah’ın kullarını memnun etmeye çalışalım” diyerek,
tahta iyi hizmet amacıyla oturduğunu ifade etmişti.

 

padişah olduğu sırada askeri zorbaların ortalığı
karıştırması üzerine büyük temizliğe girişti. Asayişi kısmen de olsa temin etti.
Devleti çok kötü şartlar içinde iken teslim aldı. Dördüncü Mehmet devrinde
Almanların eline geçen birçok yerleri geri aldı. Cesur, dindar, vatansever,
merhametli ve nazikti. Rüşvet ve safahata son derece düşmandı.



Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'yı büyük muhalefetlere rağmen sadrazam tayin etti.
Devrinde Lehistan, Rusya, Almanya ve Venedik'le ayni anda savaşıldı. Lehliler ve
Ruslara karşı kesin zafer elde edildi. Venedikliler durduruldu. Almanlardan
Belgrat, Sırbistan'ın tamamı, Nis, Vidin ve Semendire tekrar alindi. (1690)



İkinci Süleyman, Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'yı bu başarılarından sonra
Ístanbul'a döndüğü zaman sevincinden ağlayarak karşıladı. Bizzat kendi hırkasını
çıkarıp ona giydirdi.



1691'de Macaristan fethedilmek üzere yeniden sefere çıkıldı.



Ìkinci Süleyman, 3 yıl yedi ay 4 gün padişahlık yaptı. 49 yasini geçiyordu ki,
tutulmuş olduğu bir hastalıktan öldü. Ölüm hastası iken İslâm ordusunu Avrupa
seferine uğurluyordu. Cenazesi İstanbul'a getirildi ve Kanûnî Sultan Süleyman
Türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)



Debbağ zade Mehmet Efendi, Hacı Feyzullah Efendi, Feyzullah Fevzi Efendi gibi
kıymetli şahsiyetler devrinde Şeyhülislâmlık yapmışlardır. Meşhur hattat Hafız
Osman Efendi, Bestekâr Dede Efendi ve Itri Efendi gibi dehâlar da devrinde
yasamışlardır. Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye'den Seyh Seyfüddin Arif (k.s.)
Hazretleri (H. 1098), Atpazarlı Seyh Osman Fazlı (H. 1102) bu devirde vefat
etmişlerdir.



Cocuklarinin isimleri bilinmiyor. 


SULTAN İKİNCİ AHMET

 


 (1691 -1695)



 

 



 

Babası : Sultan İbrahim

Annesi : Hatice Muazzez Sultan

Doğduğu Tarih : 25 Şubat 1643

Padişah Olduğu Tarih : 22 Haziran 1691

Ölümü : 6 Şubat 1695

Saltanatı : 1691 - 1695

 



 

 

Sultan Ahmed, Edirne’de yirmi birinci padişah olarak
Osmanlı tahtına çıktı. Devlet 2. Viyana bozgununun sarsıntılarından kurtulmak
için Avusturya’ya karşı yeni sefer hazırlığında idi. Sadrazam Köprülü Fazıl
Mustafa Paşa savaşı başlattı ise de bir netice alınamadı. İkinci savaş durumu da
Venediklilerin Girid’de Hanya Kalesi’ni kuşatma çabalarının başarısız kılınması,
Kandiye muhafızının desteği ile sağlanmıştı. Osmanlı Donanması Girid ile
meşgulken, Venedikliler bu defa da Sakız Adası’na asker çıkarmışlardı.



Yine aynı senelerde Irak ve Hicaz bölgesinde de devlete karşı hareketler ve
isyanlar vardı. Bu isyanların bastırılması devletin doğu bölgesinde barışın
bozulmaması için çaba sarf etmesini gerektiriyordu.



Devlet işlerinin görüşülüp konuşulduğu Divan-ı Hümayun, kendi dönemine kadar,
haftada iki gün toplanıyordu. Saltanatı ile birlikte haftada dört gün toplanmaya
başladı.



Sultan II. Ahmed 50 yaşlarında padişah olmuştu. Kendisi devlet işleri ile
yakından ilgilenmediği, sarayda kapalı yetiştiği için, çevresinin etkisi altında
kalıyordu. Bu durum da onu çevresinde bulunanlara karşı hırçınlaştırıyordu.
Genelde sakin bir karaktere sahipti. Saraydan ara sıra çıkarak halkın arasına
karışır ve onların dertleri ile ilgilenirdi. Özellikle gıda maddelerinde halka
eksik mal satan, fazla para alan esnaf ile şahsen ilgilenir, gerektiğinde
cezalandırılmalarını sağlardı. Değişik zamanlarda fırıncılardan ekmek aldırır ve
tarttırırdı. Eksik gramajlı veya has undan ekmek yapmayan fırıncıları şiddetle
cezalandırırdı. Bazen çarşı, pazar dolaşır bazı yiyeceklerin fiyatlarını kendisi
tespit ederdi.



Orta boylu, çevre sakallı ve açık renkli bir yüzü vardı. Gösterişten hoşlanmaz,
çapraz kaftan giyer, ataları gibi başına sorguç takardı.

 

Son derece faal ve her isi bizzat idare etmek isteyen
biriydi. Yazı yazma kabiliyeti çok üstündü. Kendisi bir çok Kur'an-i Kerîm
yazmıştır. Arapça ve Farsça lisanlarına vakıftı. Devlet islerini çok yakından
takip eder, hasta bile olsa divan toplantılarına katılırdı.



Sairlere ve şiirlere düşkündü. Fazıl Mustafa Paşayı Sadrazamlıkta bıraktı.
Salan- kamen Meydan Muharebesinde, Köprülü Fazıl Mustafa Pasa şehit düştü.
(1691) Venediklilerle Hanya'da şiddetli çarpışmalar yapıldı ve Hanya Zaferi elde
edildi. (Ağustos 1692)



1693 senesinde Ìstanbul'da iki yangın oldu L ve 5000 tane bina yandı.



Almanlar ayni sene Belgrad'ı muhasara ettiler ve 10.000 ölü vererek çekildiler.




21 Eylül'de Sakız düştü.



İkinci Ahmed 6 Şubat 1695 senesinde Edirne'de vefat etti. Cenazesì, ağabeyi
Ìkinci Süleyman gibi Ìstanbul'a getirildi ve Kanûnï Sultan Süleyman Türbesine
gömüldü. (Allah rahmet eylesin.)



Seyh Selamî Ali Efendi, Seyh Muhammed Niyazi-i Mihri (H. 1105) bu devirde vefat
etmişlerdir.



Erkek çocukları : Ìbrahim, Selim.



Kız çocuklan : Atike Sultan, Hatice Sultan, Asiye Sultan.

 


SULTAN İKİNCİ MUSTAFA

 


 (1695 -1704)



 

 



 

Babası : Sultan IV. Mehmet

Annesi : Emetullah Rabia

Gülnûş Sultan

Doğduğu Tarih : 5 Haziran 1664

Padişah Olduğu Tarih : 6 Şubat 1695

Tahtan İndirildiği Tarih : 23 Ağustos 1703

Ölümü : 8 Ocak 1704

Saltanatı : 1695 - 1704

 



 

 

Sultan Mustafa, 1664 yılında Edirne’de doğdu. İyi bir
eğitim gördü. 1695 yılında yirmi ikinci padişah olarak 31 yaşında Osmanlı
tahtına çıktı. Devlet yönetimini teslim aldığında, ilk sözü ataları gibi
fetihler yapmak, kaybedilen toprakları geri almak için ordunun başında sefere
çıkacağını bildirmek olmuştu.



Saltanatının ilk günlerinde, Sakız Adası “Koyun Adaları” zaferi kazanılarak
Venediklilerden geri alınmıştı. Bu zafer Sultan Mustafa’nın moralini
güçlendirmiş, devlette de güven sağlamıştı. Devlet Sakız Adası ile uğraşırken,
bunu fırsat bilen Rusya, Azak Kalesi’ne asker yığmaya başlamıştı. Kalede bulunan
askerler desteksiz ve malzemesiz kaldıkları için neticede teslim olmak zorunda
kalmışlardı. Padişah Haziran 1695’de ordusunun başında olarak Avusturya seferine
çıktı. Önce bazı zaferler kazanıldı ise de netice alınamadı ve devlet için çok
önemli bir dönüm noktası sayılan Karlofça Barışı imzalandı.



Sultan Mustafa iri yapılı, açık tenli, ince burunlu, ela gözlü, sarı sakallı
idi. Çok iyi hocalardan ders almış, hat sanatına merak sarmış ve çok iyi bir
hattat olarak da yetişmişti. Yalandan nefret eder, doğruları ödüllendirirdi.
İlme ve ilim adamlarına önem vermiştir. Alimlerle sohbet etmekten hoşlanır ve
onları korurdu. Aynı zamanda iyi bir şairdi ve şiirlerini “ikbali” mahlası ile
yazardı.

 

Kuvvetli bir ilim tahsili yaptı. Tahta geçtiğinin üçüncü
günü yapacağı isleri anlatan bir yazı neşretti. Yazısında : "Zevk, sefa ve
rahatı kendimize haram eylemişizdir." diyordu. Yine vezirlerinden birine yazmış
olduğu yazı şöyledir: "Bana ağırlık ve hazine lâzım değil. Yerine göre kuru
ekmek yerim. Vücudumu din uğruna harcarım. Sıkıntının her çeşidine sabrederim.
Milletime hizmet tamam olmadıkça, seferden dönmem. Elbette sefere bizzat kendim
giderim.



Devrinde Sakız Adası yeniden alindi. Cok kıymetli deniz zaferleri kazanıldı.
1695'de Lagos Zaferi kazanıldı. Rus Can Büyük Petro Azak'ta hezimete uğratıldı.
Fakat bir sene sonra Azak düştü. 1696'da Azak Kalesindeki 500 asker 100.000'lik
Rus Ordusuna iki ay dayandı.



Almanlara karşı Olaş Zaferi kazanıldı. Lehistan, Alman ve Venedik cephelerinde
büyük ve kesin basarılar kazanıldı. Fakat Zenta Bozgunu diye tarihe geçen ve
30.000 Türk askerinin Şehadetiyle neticelenen elîm hadise bu devirde meydana
geldi.



1699'da Karlofça Anlaşması yapıldı. 1703' te Ìstanbul'da isyan oldu. Ìsyan
büyüdü ve Ìkinci Mustafa tahttan indirildi. 4 ay sonra da vefat etti. Vefatında
39 yaşında idi. Ìstanbul'da Yeni Cami yanındaki türbesine gömüldü. (Allah rahmet
eylesin.)



Maruf ve meşhur Hattat Hafız Osman Efendi (H. 1110), Emirler Şeyhi Seyyid Mehmet
Efendi bu devirde vefat etmişlerdir.



Erkek çocukları : Birinci Mahmud, Üçüncü Osman, Üçüncü Ahmed, Küçük Ahmed,
Hüseyin, Selim, Mehmet, Murad, Osman.



Kız çocuklan : Ümmügülsüm. Ayse. Emetullah, Emine, Rukiye, Safiye, Zahide,
Atike, Fatma, Zeynep, Zahide.

 


SULTAN ÜÇÜNCÜ AHMET

 


 (1704 -1730)



 

 



 

Babası : Sultan IV. Mehmet

Annesi : Emetullah Gülnûş Sultan

Doğduğu Tarih : 30/31 Aralık 1673

Padişah Olduğu Tarih : 22 Ağustos 1703

Tahtan İndirildiği Tarih : 1/2 Ekim 1730

Ölümü : 1 Temmuz 1736

Saltanatı : 1704 - 1730

 



 

 

Sultan III. Ahmed, yirmi üçüncü padişah olarak Ağustos
1703’de Osmanlı tahtına çıktı. Annesinin desteği ile iyi bir eğitim almış, zeki
bir şehzade idi. Çocukluğu rahat bir şekilde geçtiği için devlet işlerini
yakından takip edebilmiş, devlet idaresi hakkında da bilgi sahibi olmuştu.



Avrupa siyasi gelişmelerini incelemiş, daha yakın bilgi almak için bazı
devletlere daimi elçiler göndermişti. Avrupa kültürel gelişmelerini getirttiği
kitaplarda araştırmıştı. Matbaanın önemini kavramış, yazılı eserden basılı esere
geçiş olan ilk matbaayı İbrahim Müteferrika’ya kurdurmuştu. Sadrazamlık görevine
İbrahim Paşa’yı getirmiş, kızı ile evlendirerek kendine damat da yapmıştı.



Sultan III. Ahmed, yaradılıştan ince ruhlu ve güzel sanatlara meraklı idi. O da
ataları gibi iyi bir hattat olarak yetişmişti. Topkapı Sarayı kapısı karşısında
kendi adı ile yaptırdığı çeşmenin, yapılış tarihini belgeleyen kitabedeki hat
yazısını kendisi yazmıştır. Aynı zamanda da iyi bir şairdi ve şiirlerini “Necib”
mahlası ile yazmıştır. Saltanatı süresinde 4 ayrı kuran yazdığı da
bilinmektedir. Devletin müesseselerinde reform yapılması gerektiğine de inanmış,
bunun yıllardan beri yapılmadığı için Avrupa’dan geri kalındığını, felaketlere
uğranıldığını savunmuştur.



Tarihimizde 1718-1730 tarihleri arasında geçen döneme “Lale Devri”
denilmektedir. Zevk ve sefa ile geçen devir olarak da ifade edilir.



Sultan Ahmed, ince, narin yapılı, açık tenli, açık yeşil gözlü ve gür sakallı
idi. Topkapı Sarayı’nda ve Yeni Camii içinde de iki kütüphane kurdurmuştu. Su
sıkıntısı çekilen İstanbul’da büyük su bendini yaptırmıştı.

 

Devrinde Oran şehri Ìspanyollardan alindi. 1711 senesinde
Prut seferine çıkıldı. Prut Ovasında Rus Ordusu feci şekilde kıstırıldı ve Rusya
ile anlaşma yapıldı. Ísveç kralının 4 senelik misafirliği de bu devire
rastlamıştır.



Azak Ruslardan geri alindi. 1715'de Mora seferi yapıldı ve Mora Venediklilerden
geri alindi. 1718'de Almanya ve Venedikle Pasorofça sulhu yapıldı. Lâle Devri
denilen meşhur devir bu tarihten sonra başladı.



1722'de Dağıstan Türk tabiiyetine girdi. Ancak 1723'de Iran Savası başladı.
İran'ın beş büyük eyaleti işgal edildi. Hemedan Anlaşması 1727'de yapıldı.
Sonradan İranlılar işgal edilen yerlerin bir kısmını geri aldılar. Yine 1727'de
ilk Türk Matbaası açıldı.



28 Eylül 1730'da Patrona Halil Ìsyanı oldu. Üçüncü Ahmed durumun vahametini
anladı ve yeğeni Birinci Mahmur'u padişahlığa oturttu. Bir müddet sonra da 62
yaşında olduğu halde vefat etti. (Allah rahmet eylesin.)



Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye'den Seyh' Muhammed Nûru'l - Bedvanî (k.s.)
Hazretleri (H. 1135), Üsküdarlı Seyh Mehmet Nasûhi Efendi, Ruhul Beyan sahibi
Bursalı Seyh Ìsmail Hakki Celvetî Hazretleri (H. 1137) Üçüncü Ahmed devrinde
vefat etmişlerdir.



Erkek çocuklan : Birinci Abdülhamit, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmet,
Íbrahim, Numan, Selim, Ali, Ìsa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik.



Kız çocuklan : Emine, Rabia, Habibe, Zeynep, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye,
Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane, Nazife, Naile, Ayse, Fatma, Emetullah,
Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeynep, Sabiha.  


SULTAN BİRİNCİ MAHMUT

 


 (1730 -1754)



 

 



 

Babası : Sultan II. Mustafa

Annesi : Saliha Sultan

Doğduğu Tarih : 2 Ağustos 1696

Padişah Olduğu Tarih : 2 Ekim 1730

Ölümü : 13 Aralık 1754

Saltanatı : 1704 - 1730

 



 

 

Sultan Mahmud, yirmi dördüncü padişahı olarak, Ekim
1730’da Osmanlı tahtına çıktı. Sultan Mahmud, anne kucağında ve onun sevgisi ile
büyümüş ve dönemin en ünlü hocalarından iyi bir eğitim almıştı. Güçlü zekası ve
öğrenme isteği, kısa zamanda çok bilgili olmasını sağlamıştı. Edebiyat ile
uğraşmayı ve şiir yazmayı seviyordu. Şiirlerini “Sebkati” mahlası ile yazdı ve
güzel besteler yaptı. Hat sanatı ile de ilgilendi ve güzel çalışmalar yaptı.
Ülkenin fikri kalkınması için önemli çalışmalar yaptırdı. Yeni kurulan matbaa
ile yakından ilgilendi ve çalışmalarına hız kazandırdı. En büyüğü Ayasofya’da
olmak üzere çeşitli kütüphaneler kurdu. Eğitimin yaygınlaşması için mektepler
açtı.



Sevimli, güzel bir yüzü, minyon bir bedeni, gür siyah sakalı ve düşük omuzları
vardı. İyiliksever bir kalbe ve hassas bir ruha sahipti. 1750 İstanbul
yangınında birçok tarihi bina ve çarşı zarar görmüştü. Çarşı esnafına haber
göndermiş, zarar ve ziyanlarını kendi özel bütçesinden ödemişti.

 

Birinci Mahmud küçük yastan itibaren çok kıymetli
hocalardan ilim tahsil etmeye başladı. Çok azimkãr ve sebatkâr bir padişahtı.
Devrindeki en değerli kimseleri seçip is başına getirdi. padişah olduktan sonra
ilk önce Patrona Halil ve maiyetindekileri ortadan kaldırdı. Üstün karakterli
bir şahsiyetti. "Sebkãti" mahlasıyla şiirleri ve ayni zamanda büyük kıymeti haiz
besteleri vardı.



Devrinde pek çok sadrazam değişmeleri olmuştur. 1750 senesinde Ìstanbul'da hem
büyük bir yangın ve hem de zelzele oldu. Ìstanbul'un büyük camileri hasar gördü
ve derhal tamir ettirdi. Yangında dükkân ve evleri yananların zararlarını
kendisi karşıladı. Ev ve dükkãnları yeniden yaptırıp sahiplerine teslim etti.




1737'de Almanya ile savaşa başlandı. 1739'da Belgrat Anlaşması yapıldı ve
Belgrat alindi. Ìran kesin bir yenilgiye uğratıldı. 1736 senesinde Ìran'la
Ìstanbul Anlaşması yapıldı. Anlaşmadan sonra İran'lalar bir çok yerleri geri
aldılar. Nihayet savaş 1746 senesinde sulh yapılarak neticelendi. İran'lalar
aldıkları yerlerì geri verdiler. Caferî Mezhebinin Besinci mezhebe olması
teklifi bu devirde Osmanlı Devleti tarafından katiyetle reddedildi.



Birinci Mahmud devrinde Osmanlı Ìmparatorluğu'nun topraklarının genişliği
15.538.000 km. kare idi.



Büyük âlim ve Mektûbat-i Şerîfe'nin mütercimi Müstakiymzâde Süleyman Saadeddiyn
Efendi, Tokatlı Emin Efendi ve Ressam Levni bu devirde yasamış büyüklerdir.



Birinci Mahmud 58 yasini geçtiği bir sırada vefat etti ve Yeni Camii yanındaki
babasının türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)



Seyh Abdül Ganî Nablusî (H. 1144), Hattat Seyyid Abdullah Efendi, Reîsü'I -
Kurra ve Ìmam Fil Hadis Yusuf Efendi Zâde bu devirde vefat etmiş zatlardır.



Çocuğu yoktu.

 


SULTAN ÜÇÜNCÜ OSMAN

 


 (1754 -1757)



 

 



 

Babası : Sultan II. Mustafa

Annesi : Şehsuvar Sultan

Doğduğu Tarih : 2 Ocak 1690

Padişah Olduğu Tarih : 13 Aralık 1754

Ölümü : 29/30 Ekim 1757

Saltanatı : 1754 - 1757

 



 

 

Sultan III. Osman, yirmi beşinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Şehzadeliği sarayda gözetim altında geçmişti. İyi bir eğitim
almış, kendini yetiştirmişti. Yumuşak karakteri olmasına karşın, çabuk kızar ve
sinirli hareket ederdi.



Anlayamadığı konularda, telaşa kapılır, verdiği emrin hemen yerine getirilmesini
isterdi. Çok meraklı bir kişiliğe sahip olduğundan, her şeyi öğrenmeye
çalışırdı. Yakın çevresinin etkisinde kalırdı.



Sadaret süresinde, devletin daha önce yaptığı antlaşmalar sebebiyle siyasi
olarak önemli sayılacak bir dönem yaşanmamıştır. Daha ziyade doğu sınırlarda
bazı olaylar ve isyanlarla uğraşılmıştır. Nispeten barış döneminin yaşanması ve
kendi saltanat süresinin kısa olmasına rağmen, çok sık sadrazam değiştirilmiş
iyi yetişmiş devlet adamları gereksiz yere harcanmıştır.



Tahta çıktığı senelerde İstanbul’da görülmemiş şekilde, çok uzun ve şiddetli
geçen bir kış yaşanmıştı. Haliç donmuş. Defterdar iskelesinden Sütlüce’ye buz
üstünde gidilebilmişti. Fakat halk sıkıntı çekmişti. İkinci felaket de 36 saat
aralıksız devam eden İstanbul yangınında yaşanmıştı. Hocapaşa çevresinde
başlayan yangın tüm ahşap evleri yakmıştı. Bunun yaraları sarılırken, kısa bir
süre sonra Cibali çevresinde onarılmakta olan bölgede yine yangın çıkmış. 48
saat devam etmiş, yaklaşık iki bin ev, bin dükkan, beş yüzden fazla değirmen,
ikiyiz camii ve mescit, yetmiş hamam ve han kül olmuştu. İnsanlar evsiz kaldığı
gibi salgın hastalık da yayılmıştı.



Sultan Osman orta boylu ve çok şişmandı. Fazla kiloları genel görüntüsünü
etkilediği gibi, yürümesine de engel olurdu. Bedenine göre küçük yüzlü, açık
tenli ve ela gözlü idi. Tebdil gezmeyi çok sever, gece gündüz ne zaman isterse,
özellikle ulema kıyafeti giyerek, at üzerinde şehri gezerek halka ve esnafa
bahşiş dağıtırdı. Halkın giyimi ile yakından ilgilenir, kurallara aykırı
gezenlerin, uyarılmasını isterdi. Üsküdar İhsaniye’de bir camii ile bir mescit
ve Ahırkapı Feneri’ni yaptırmıştır. Sultan I. Mahmud zamanında yapımına başlanan
“Nur-ı Osmanî” cami, medrese ve kütüphanesi ile bahçesinde türbe yaptırarak,
kendi adıyla bir hayır külliyesini de tamamlamıştır.

 

Terbiyesi ile çok dindar olan annesi meşgul oldu. Çok
cömert birisi idi. Fakirlere son derece şefkat gösterirdi. Hattatlığa Çalıştı ve
çok güzel yazılar yazdı. Hazreti Peygamberimizin Kademi Şeriflerini tersim
ederek, yanına bir de tuğra yaptıktan sonra, Eyüp Sultan Türbesine hediye etti.



Üçüncü Osman sert, asabî ve tez hüküm veren bir mizaca sahipti. Kadınlara karşı
çok dikkatliydi. Sarayda gezinirken, ökçeleri çivili ayakkabı giyer, gezdikçe
ayak tıkırtılarını duyan kadınlar odalarına kaçarlardı.



Tahta çıktığında 56 yasına yaklaşıyordu.



Zamanındaki mühim hadiseler şunlardır: 1755'te Haliç dondu. Ayni sene
Ìstanbul'un Yarıdan Çoğunun zarar gördüğü bir yangın oldu. Bir sene sonra ikinci
bir yangında da 4000'e yakin ev yandı. Birinci Mahmur'un yaptırdığı Nuruosmaniye
Camii bu devirde (1755'te) ibadete açıldı.



Devrinin Şeyhülislâmları : Feyzullah Zâde Murtaza Efendi, Vassaf Abdullah
Efendi, Damadzâde Feyzullah Efendi, Dürrizãde Mustafa Efendilerdir.



Üçüncü Osman 58 yasini geçtiği bir sırada vefat etti. Cenazesi Yeni Camii
yanındaki Sultan Mahmud Han'ın yanına defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)



Reîsül - Hattatiyn Eğrikapili Hoca Mehmet Rasim Efendi (H. 1169), Seyh Ekici
Mehmet Efendi, Üçüncü Osman zamanında vefat etmişlerdir.



çocuğu yoktu

 


SULTAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA

 


 (1757 -1774)



 

 



 

Babası : Sultan III. Ahmed

Annesi : Mihrişah Sultan

Doğduğu Tarih : 28 Ocak 1717

Padişah Olduğu Tarih : 30 Ekim 1757

Ölümü : 21 Ocak 1774

Saltanatı : 1757 - 1774

 



 

 

Sultan Mustafa, yirmi altıncı padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Annesinin desteği ile iyi bir eğitim alarak yetişti. Sarayda
serbest olarak büyüdüğü için devlet işlerini de yakından öğrenme fırsatı oldu.
Çok zeki idi ve çalışmayı da çok seviyordu. Devletin bozulan düzeninin,
yapılacak ıslahatlarla düzeleceğine inanıyordu.



Ancak devlet kurumlarında yapılacak ıslahatların batı taklidi değil, devletin
geleneksel yapısı içinde kuruluş temellerinin modernleştirilerek günün
ihtiyaçlarına cevap veren hale getirilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunu da
hukukçuların yapacağına güveniyordu. “Bir ülkenin hukukçusu bozulursa, adaleti
de bozulur, adalet olmayan memlekette dirlik ve düzenlik kalmaz” diyordu.



Sultan III. Mustafa saltanatının süresinde en önemli dış sorun olarak Rusya
meselesi ile meşgul olmak zorunda kalmıştı. 1763 Çihrin Seferi ile başlayan
dönemde Rusya Çariçesi Katerina, Osmanlı himayesinde olan Polonya’ya asker
göndermiş ve Kont Stanislas Ponyatowski’yi de tahta geçirmişti. Diplomatik
yollardan meselenin halledilmesine çalışılmış ise de sonuç alınamamıştı. İki
devlet arasında başlayan savaş 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanmasına
kadar devam etmişti. Padişah devleti güçlendirmek, sorunları çözmek çabalarının
netice vermemesi neticesinde üzüntüsünden hasta olmuştu. Bu antlaşmanın
kendinden sonra imzalanması da devletin hayatında önemli bir dönüm noktası
olmuştu. Göreve geldiğinde dolu olarak teslim aldığı devlet hazinesini, savaşa
rağmen dolu olarak teslim etmişti.



Sultan Mustafa orta boylu, açık beyaz tenli, biraz çekik gözlü ve kumral sakallı
idi. Çok yumuşak kalpli ve dindar bir kişiliğe sahipti. Haksızlığı hiç sevmez,
adaletin yerine gelmesine çalışırdı. Astrolojiye çok merak sarmış ve bu konuyu
da iyi öğrenmişti.Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Cok iyi bir tahsil
yaptı. Cok çalışkan ve cömert bir insandı. Bilhassa şiirde büyük kabiliyeti
vardı. (Cihangir) mahlasıyla yazdığı şiirler pek maruftur. Meşhur şiirlerinden
birisi sudur:



Yikilipdur bu cihan sanma ki bizde düzele,

Devlet-i çerh-i deni verdi kâmu müptezele.

Simdi ebvãb i saadetle gezen hep hezele,

İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem Yezel'e.



Astronomi ile meşgul oldu. Ìslâm ve Osmanlı tarihlerini gayet geniş olarak
tetkik etti. Memleketine en büyük felâketin Rusya'dan geleceğini çok iyi
bildiğinden, müdafaa için geceli gündüzlü çalışarak, her türlü hazırlığı yaptı.
Muharebelerde sarf edilmek üzere iç ve diş hazineyi altın ile doldurmuştu.



Tahta çıktığında 40 yaşında idi. Devletin büyük bir ıslahata ihtiyacı olduğunu
çok iyi bilen ve bu hususta mühím hamleler yapan bir hükümdardı. Süveyş
Kanalı'nı bile açtırmayı düşünüyordu. Fakat is başına getirecek kıymetlí
kimseleri bulamamanın üzüntüsü içindeydi.



1766 senesinde olan zelzelede yıkılan Fatih ve Eyyüb Sultan Camilerini ve bütün
Ìstanbul'u adeta yeniden imar etmiştir. Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun
zamanında kurulmuştur. (1764)



1768'de Rusya ile savaş başladı ve 1774 senesinde bitti. savaş neticesinde
Kaynarca Anlaşması yapıldı. Büyük ve önemli ölçüde toprak kaybı oldu. Devletin
esas gerileme devri de bundan sonra başladı.



Rus savasında üzüntüsünden hastalanmış ve vefat etmiştir. Vefatında 57 yasına
yaklaşıyordu. (Allah rahmet eylesin.)



Lâleli Camii 4 sene içinde bu devirde ínşa edildi. Seyh Abdullah Kaskarî bu
devirde vefat etmiştir ve Eyüp'te metfundur.



Erkek çocuklan : Úçuncu Selim, Mehmet.



Kız Çocuklan : Sah Sultan, Fatma Sultan, Beyhan Sultan, Fatma Sultan, Hibetullah
Sultan.

 


SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD

 


 (1774 -1789)



 

 



 

Babası : Sultan III. Ahmed

Annesi : Rabiâ Sultan

Doğduğu Tarih : 20 Mart 1725

Padişah Olduğu Tarih : 21 Ocak 1774

Öldüğü Tarih : 6/7 Nisan 1789

Saltanatı : 1774 - 1789

 



 

 

Sultan Abdülhamit, yirmi yedinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Çocukluğu saray içinde eğitim alarak geçti. Kitap okuma sevgisi
onu geçmişi ile bağlıyordu. En çok tarih kitapları okumayı seviyordu. Atalarının
güçlendirdiği devleti görev ona geçtiği zaman devam ettirmek istiyordu. Çok zeki
idi, dış alemde olan biteni göremediğinden geçmişte yaşanan olaylardan dersler
çıkararak yorumlar yapıyordu.



49 yaşında devlet idaresini teslim aldığı zaman, Osmanlı-Rus savaşı devam
ediyordu. Osmanlı – Rus Ordusu Varna Bölgesi Kozluca’da savaş halinde idi ve
Çariçe II. Katerina ordunun merkezle bağlantısını kestiğinden ordu bozguna
uğramıştı. Sadrazam iki devlet arasında barış yapılarak savaşın sona ermesi için
diplomasi yolunu denedi. Ve iki ülke arasındaki savaş, yapılan görüşmeler
sonunda 21 Temmuz 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanması ile sona ermiş
oldu.



Bu antlaşma ile devletin en önemli stratejik bölgesi, Kırım’ın, Rusya’ya
verilmesi padişahı çok üzmüştü. Küçük Kaynarca Anlaşması ile devlet için yeni ve
önemli bir problem ortaya çıkmıştı. Ruslar, Osmanlı Hükümeti içindeki
azınlıkların (Ortodoks) haklarını, Hıristiyanları ve kiliseleri koruyacaklardı.
Artık Rus ticaret gemileri Boğazlardan izin almadan serbestçe geçebilecekti.



Kendisini devleti güçlendirmek için hazırlayan Sultan Abdülhamit, daha
iktidarının ilk aylarında devletin kaderini değiştiren, onun başına daha büyük
meseleleri açan bir barışa imza atmak zorunda kalmıştı.



1787 yılında Rusya’ya karşı açılan savaşta, Avusturya ile olan cephede kazanılan
savaş padişaha Gazi unvanını kazandırmış, kaybedilen, Rusya’ya terk edilen Özi
Kalesi ise padişahı üzüntüden felç etmişti.



Sultan Abdülhamit orta boylu, buğday tenli, gür siyah sakallı, burnu biraz
uzunca, gözleri ise hafif çekikti. Çok iyi niyetli ve insancıl bir yapıya
sahipti. Devlet işlerinde ciddiyeti sever, başlanan bir işi sonuna kadar takip
eder, ilgilileri de uyarırdı. Devlet görevi vereceği insanları araştırır,
ehliyeti olanı tercih etmeye çalışırdı. Şehirde tebdil kıyafet gezmeyi, esnaf ve
halkın dertlerini dinlemeyi severdi.

 

Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başladığı bir zamanda
padişahlık yapması onun şahsiyetine gölge düşürmemiştir. Tahta çıktığında
geleneklerin dışına çıkarak cülus bahşişi dağıtmadı.



Devrindeki bazı mühim hadiseler: 1775'de Ìran savası başladı ve 1779'da bitti.
Tarafların kan akıtmaktan başka hiç bir menfaati olmadı.



1787'de Almanya ile savaş başladı. Almanlar çok ümitlerle girdikleri bu savası
kaybettiler.



1779'da Aynalıkavak Anlaşması yapıldı. 1783'de Kirim Hanlığı sona erdi.



1787'de Rusya ile yeniden savaşa girildi. 1788'de Almanya'ya karşı Sebeş Zaferi
elde edildi. Bu zaferden sonra Birinci Abdülhamid'e Gazi unvanı verildi.



Alman harbinde düsen, Özi faciası meydana geldi ki, bu kaleyi ellerine geçiren
Almanlar tek fert bırakmadan sivil ve asker bütün halkı öldürdüler. 25.000
nüfusu olan Özi halkını tamamen imha ederek ellerine geçirdiler. Birinci
Abdülhamid'e bu haber gelince üzüntüsünden felç oldu. Kısa bir zaman sonra da
vefat etti. Vefatında 64 yasini henüz bitirmişti Cenazesi Bahçekapscındaki
türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)



Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye'den Şemsûddin Habîbullah (k.s.) Hazretleri (H.
1195) bu devirde vefat etmiştir.



Erkek çocukları : Dördüncü Mustafa, Ìkinci Mahmud, Murad, Nusret, Mehmet, Ahmed,
Süleyman.



Kız çocuklan : Esma, Emine, Rabia, Saliha, Alemşah, Dürrüsehvar, Fatma,
Meliksah,


SULTAN ÜÇÜNCÜ SELİM

 


 (1789 -1807)



 

 



 

Babası : Sultan III. Mustafa

Annesi : Mihrişah Sultan

Doğduğu Tarih : 24 Aralık 1761

Padişah Olduğu Tarih : 7 Nisan 1789

Tahttan İndirildiği Tarih : 29 Mayıs 1807

Öldüğü Tarih : 28 Temmuz 1808

Saltanatı : 1789 - 1807

 



 

 

Sultan Selim, yirmi sekizinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Rahat bir şehzadelik dönemi geçirmiş ve çok iyi bir eğitim
almıştı. Genç yaşta musiki ile ilgilenmiş. Türk müziğini ve enstrümanlarını
kullanmayı çok sevmiş, daha sonraları besteler yapmış ve Türk Müziğine yeni
makamlar kazandıracak kadar çalışmalarını geliştirmişti. Yetişme döneminde
devlet idaresinin işleyişini ve içinde bulunduğu siyasî, sosyal ve özellikle
askerî durumun (Yeniçerilerin) zamanla nasıl bozulduğunu yakından görmüştü.
Devletin düzelmesinin kurumlarında, özellikle askerî alanda yapılacak yenileşme
hareketiyle, ıslahat ile gerçekleştirilebileceğine inanıyordu. Özellikle ihtilal
sonrası Fransa’daki gelişmeleri yakından izliyordu. Tahta çıktığında da iki ülke
arasındaki ilişkileri düzeltecek temaslarda bulunmuştu.



Devlet idaresini teslim aldığı dönemde, Avusturya ile başlamış olan savaş devam
ediyordu. Rus Ordusu ile Yaş bölgesindeki savaşta Avusturya arkadan sıkıştırınca
“Fokşan Bozgunu” yaşanmıştı. Kısa bir süre sonra da Belgrat elimizden çıkmıştı.
Önce Ziştovi ve 1792 de Yaş antlaşması imzalanarak bir müddet için savaş
durumuna son verildi. Hemen ordu ve onun silah gücünü artırıcı çalışmaları
başlattı. Nizam-ı Cedid adı verilecek yeni ordunun kurulması planları yapıldı.
Orduyu eğitmek için Fransa ve İsveç’ten hocalar getirildi. Güvenilir devlet
adamları imparatorluk topraklarını dolaşarak yeni asker kayıt işlerini bizzat
kendi kontrollerinde yaptılar. Ordu’daki yenileşmeyi yakından bilen Fransa, bu
fırsatı kaçırmamış. Mısır – İskenderiye’yi fethe cesaret etmişti. Belki de
tarihimizin önemli yeni bir dönemi de böylece başlamıştı. Akdeniz’deki Fransız
tehlikesine karşı, Rusya ve İngiltere Osmanlı Devleti ile ittifak yapmışlardı.
Rusya da hiçbir engelle karşılaşmadan sıcak denize inmişti.



Sultan Selim, tahttan inişine kadar gelişen iç olaylarla, isyanlarla, ordunun
değişimini kabul etmeyenlerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. Fakat dış tehdit
de büyümüştü. Akdeniz’de yeni dengeler kurulmuş, Fransız donanmasına karşı
İngiliz donanmasının üstünlüğü kabul edilmiş ve Yunan isyanlarının da ilk
tohumları atılmıştı.



III. Selim’in ince uzun bir görünüşü, açık bir teni, çok derinden bakan gözleri
ve siyah gür sakalı vardı. İyi şiir yazan bir şair ve bestekâr olduğu gibi iyi
bir hattattı. İnsanları sever, onlara yardım etmekten zevk alır ve sanatkârları
da korurdu. Ülkenin imarı ile de ilgilenmiş, Selimiye kışlası ile bir de cami
yaptırmıştı.

 

Sarayda çok güzel bir şekilde yetiştirildi. Edebiyata ve
güzel yazı yazmaya çok meraklı idi. yazmış olduğu hat ve levhalardan bazıları
cami ve türbelerde aşılmıştır.



Arapça ve Farsça lisanlarına fevkalade vakıftı. Çok merhametli ve nazik tabiatlı
idi.



Devrinde olan mühim hadiseler: 1791 'de Avusturya ile Zistovi, 1792'de de Rusya
ile Yas anlaşması yapıldı.



1793'de Nizam-i Cedid askerî teşkilâtı kuruldu.



1798'de Napolyon'un Mısır'a saldırmasıyla, Fransa ile savaş başladı.1799'da
Rusya ve Ìngiltere ile ittifak yapıldı.



Napolyon'a karşı meşhur Akma müdafaası yapıldı. Cezzar Ahmed Pasa Mısır'da
Fransızlara boyun eğdirdi. bazı iddialara göre Napolyon bu devirde müslüman
oldu.



1801'de Fransızlar Mısır'ı mecburen boşalttılar. 1802'de Fransa ile Paris
Anlaşması yapıldı.



Ayni senelerde Arabistan'da (Vehhabilik) isimli batıl mezhebin faaliyetleri
görüldü. Vehhabiler üç ay müddetle Mekke'yi ve Medine'yi işgal ettiler. Bütün
mübarek şahsiyetlerin kabirlerine hakarette bulundular, yakıp yıktılar.



1806'da Sırp ihtilãli oldu ve Ruslarla savaş başladı.



1807'de Kabakçı ihtilâli oldu. Bu ihtilâlle Üçüncü Selim tahttan indirildi. Bir
sene sonra da 46 yaşında iken şehit edildi. (Allah rahmet eylesin.)



Dini, vatani ve milletine çok düşkün olan Üçüncü Selim, ayni zamanda sairdi.
Kırım'ın Rusların eline geçtìğinde su içli mısraları söylemiştir



Kalalım mi kılıç altında öyle

Oturmak dinimizde var mi böyle

Esir etmiş nice tatarı bir bir

Kirim Rusya'da kalsın mi söyle

OI Moskof'tan varıp öcüm alayım

Ya düşman içre helâk olam söyle.



Telgraf ve Litografya bu devirde ìcad edilmiştir.



Çocuğu yoktu. 

 

 


SULTAN DÖRDÜNCÜ MUSTAFA

 


 (1807 -1808)



 

 



 

Babası : Sultan I. Abdülhamid

Annesi : Ayşe Sine (Seniye Perver Sultan)

Doğduğu Tarih : 8 Eylül 1779

Padişah Olduğu Tarih : 29 Mayıs 1807

Tahttan İndirildiği Tarih : 28 Temmuz 1808

Öldüğü Tarih : 17 Kasım 1808

Saltanatı : 1807 - 1808

 



 

 

Sultan Mustafa, yirmi dokuzuncu padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Sarayda iyi bir eğitim alarak rahat bir şehzadelik dönemi yaşadı.
Sultan III. Selim’in döneminde devletin içinde bulunduğu durumu yakından gördü.
Açık fikirli olmasına rağmen, amcasının orduyu yenileme, yeni bir ordu kurma
çalışmalarına karşı olanlarla işbirliği yaparak, Ocaklıyı harekete geçirmek için
destekledi. Genç reformcu padişahın bir isyan sonucu tahtan indirilmesine de
yardımcı oldu. Kendisi de bir karışıklık neticesi bir olup bitti şeklinde tahta
oturdu.



Kısa süren saltanatı devletin iç karışıklıkları içinde geçti. Devletin içine,
saraya kadar giren isyancıların kendisini de tahtan indirebilecekleri
tehlikesini yaşadı. Olayların yatıştırılması için tarihimizde Ocaklı ile anlaşma
yapan ilk padişah olduğu gibi devletin idaresinde de bir ortaklık kurmuş oldu.
Bu ortaklık da O’nun sonunu hazırladı.



Sultan Mustafa ortadan biraz uzunca boylu, açık tenli, siyah gür sakallı ve
biraz çatık kaşlı idi. Hırçın bir tabiata sahip olması sebebiyle yakın çevresi
ile bile iyi geçinemez, fazla merak yüzünden de kimseye güvenmezdi.

 

Yetişmesi ile annesi meşgul oldu. Íyi bir tahsil
yaptırıldı. Diğer padişahlar gibi o da hatta çalıştı. Gayet güzel yazıları
vardır. Osmanogulları içinde Besinci Murad'dan sonra en az padişahlık
yapanlardan birisidir.



Kabakçı Mustafa, Üçüncü Selim'in yenileşme hareketlerine karşı koyup mani olmak
maksadı ile Üçüncü Selim'in de merhametinden istifade edince, Üçüncü Selim'i
tahttan indirmişti Bunun üzerine âsîler tarafından Dördüncü Mustafa padişah
yapıldı. Ãsîler pek çok mühim mevkileri ellerine geçirdiler. Üçüncü Selim
tarafından kurulmuş olan Nizam-i Cedidin ileri gelenleri Rusçuk'ta bulunan
Alemdar Mustafa Paşa'nın yanında toplandılar. Alemdar Mustafa Pasa büyük bir
kuvvet halinde Ístanbul'a gelerek âsîleri temizledi ki, Üçüncü Selim'in şehit
edildiği öğrenildi. Bunun üzerine Íkinci Mahmur'u tahta çıkardı.



Dördüncü Mustafa zamanında Ruslarla savaşa devam edildi.



Dördüncü Mustafa bìr yıl iki ay saltanatta kaldı. Íkinci Mahmud tahta Çıkınca
Topkapı Sarayının bir dairesinde oturmaya mecbur edildi. bazı kimselerin Íkinci
Mahmur'u indirip, Dördüncü Mustafa'yı tahta çıkarmayı tasarlamaları üzerine,
ulemadan fetva alınarak öldürüldü. Cenazesi babası Birinci Abdülhamit'in
Bahçekapısındaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin).



Vapurun icadı bu zamanda olmuştur.



Emine Sultan isminde bir kız çocuğu var

 


SULTAN İKİNCİ MAHMUT

 


 (1808 -1839)



 

 



 

Babası : Sultan I. Abdülhamit

Annesi : Nakşidil Sultan

Doğduğu Tarih : 20 Temmuz 1785

Padişah Olduğu Tarih : 28 Temmuz 1808

Öldüğü Tarih : 30 Haziran/1 Temmuz 1839

Saltanatı : 1808 - 1839

 



 

 

Sultan II. Mahmud, otuzuncu padişah olarak Osmanlı tahtına
çıktı. Şehzadeliği, sarayda iyi bir eğitim alarak, amcası Padişah III. Selim’in
devlet idaresini yakından izleyerek geçti. Genç bir şehzade olarak amcası ile
yakından görüşmek, onun tavsiyelerini dinlemek, gelecekteki kararlarının
temelini oluşturdu. Bu görüşmelerde en çok kurulmakta olan yeni ordunun eğitim
ve silah teknolojisini kullanma disiplini ilgisini çekmişti.



Tahta geçer geçmez, İstanbul’da devam etmekte olan isyanları sona erdirmek amacı
ile “Sened-i İttifak”ı kabul etti. Sultan bu ittifakı taşra ayanlarını yanına
almak için imzalamıştı. Nizam-ı Cedidin kuruluşunu devam ettirmek amacıyla
“Segban-ı Cedid” ordusunu kurdu. Bu kuruluşa karşı olanlar ikinci isyan
hareketini başlattılar ve yine asilerle anlaşma yolu seçildi, bu devlet
idaresinde irticanın ikinci zaferi oldu.



Devlet Batı’da Rusya ile savaşmak zorunda kalmış, önce zafer kazanılmış, daha
sonra Bükreş antlaşması imzalanarak, iki devlet arasındaki siyasî ilişkiler kısa
bir süre için barışa dönüşmüştü. Sırp isyanları, Tepedelenli Ali Paşa’nın
Yanya’daki asi tavırları devleti işgal etmişti.



Yunanistan’daki olaylar ise bağımsızlık kazanılması ile neticelenmişti. Doğu
sınırlarında bir taraftan devlete baş kaldıran Vahabilerle uğraşırlarken diğer
taraftan da İran’daki Kaçar Hanedanı’nın ortaya çıkardığı meselelerin
halledilmesine çalışılmıştı.



Sultan Mahmud, orta boylu, ince yapılı, koyu renk gözlü ve kısa kumral sakallı
idi. Geniş omuzları onu daha yapılı gibi gösterirdi. Güçlü bir iradeye ve
kararlılık gücüne sahipti. Yapılmasını istediği işleri sonuna kadar takip eder,
gerekli kişileri de gerçekleştirmeleri yolunda yönlendirirdi. En büyük amacı
“devleti Batı tarzını örnek alarak yeni bir düzene oturtmaktı.



Çok sert mizacı arkasında inanılmayacak derecede alıngan idi. Bunda iyi bir şair
olmanın da etkisi vardı. Şiirlerini “Adli” mahlası ile yazardı. Türk müziğini
çok severdi. Kendi zamanında hazırlattığı “Tanzimat”ın ilanını göremedi. Ülke
kalkınmasının eğitim ve teknoloji ile gerçekleşeceğini iyi anlayanlardandı.
Eğitimin yaygınlaşması için ortaokullar açılmış, ilk buharlı gemi işlemeye
başlamış, Yeniçerileri ortadan kaldırmış ve tekkeleri kapatarak irtica ile de
mücadele etmiştir. İlk nüfus sayımı yapılmış ve posta teşkilâtı kurulmuştur. İlk
resmi gazete “Takvim-i Vekayi” de yayımlanmaya başlamıştır. Sadrazama bu dönemde
Başbakan denilmiş. Devlet bünyesinde giyim kuşam ile ilgili yeni kararlar
alınmış “fes” giyilmeye başlanmıştır.

 

Diğer padişahlar gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Tahta
çıktığında 23 yaşında idi. Üçüncü selim'in, öğrenimine bizzat önem vererek
yetiştirdiği kıymetli bir şahsiyetti. Hattat, bestekâr ve sairdi. (Adlî)
mahlasıyla şiirler yazmıştır. Cesur, temkinlí, sabırlı ve azimli bir tabiata
sahipti.



Dağılan Nizam-i Cedid askerinin yerine Sekbân-i Cedid askeri teşkilâtını kurdu.
Cok geçmeden âsiler ayaklanınca, bu ocağı kendiliğinden dağıttı.



1808'de ayaklanan âsîler, Alemdar Mustafa Paşa'yı öldürdüler. 1812'de Ruslarla
Bükreş Antlaşması yapıldı.



1813 senesinde, Mekke ve Medine'de mukaddes yerlere hakaretlerde bulunan
Vehhabiler temizlendiler. Osmanlı Ímparatorluğu yıkılıncaya kadar bir daha
huzursuzluk çıkaramayacak hale getirildiler.



1821'de Yunan Íhtilâli oldu. Binlerce sivil halk öldürüldü.



1826'da Yunan ihtilãli bastırıldı. Yeniçeri ocağı, Şeyhülislâmın fetvası, ulemâ
sınıfı, asker ve halkın ayaklanması ile tamamen ortadan kaldırıldı. Bu olaya
tarihçiler Vak'ay-ı Hayriye diye isim verdiler. 1827'de Rus savası yeniden
başladı. 1829'da Edirne Anlaşması yapıldı.



1831 ve 1839'da Mısır isyanları oldu. 1839 senesinin Temmuz ayında Íkinci Mahmud
vefat etti. Hayati boyunca uğraşmış olduğu elîm hadiselerin tesiriyle üzüntüden
verem olmuş ve bu hastalıktan vefat etmişti. Cenazesi Divan yolundaki türbesine
defnedildi. (Allah rahmet eylesin)



Íkinci Mahmud her sahada çok geniş çalışmalarda bulundu. Bir çok yeni mektepler
açtı. Büyük binalar inşa ettirdi. İstanbul'daki bütün büyük camilerin tamirini
yaptırdı. Unkapanı Köprüsü de onun zamanında yapıldı. Mekke-i Mükerreme'de bir
medrese yaptırdı ve Mescid-i Aksa'yi da tamir ettirdi.



Sümbülzãde Vehbi ve Keçecizãde lzzet Molla Efendi bu devirde vefat etmişlerdir.




Erkek çocuklara : Abdülmecid, Abdülaziz, dört adet Ahmed isimli şehzade,
Bayezid, Abdülhamid, Süleyman, Mehmet, Murad, Nizameddin, Mehmet, Abdullah,
Osman.



Kız çocukları : Emine Sultan, Hamide Sultan, Hayriye Sultan, Sah Sultan, Saliha
Sultan, Ayse Sultan, Atike Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan, Fatma Sultan,
Mihrişah Sultan, Adile Sultan.  

 

 


SULTAN ABDÜLMECİD

 


 (1839 -1861)



 

 



 

Babası : Sultan II. Mahmud

Annesi : Bezmialem Sultan

Doğduğu Tarih : 25 Nisan 1823

Padişah Olduğu Tarih : 1 Temmuz 1839

Öldüğü Tarih : 25 Haziran 1861

Saltanatı : 1839 - 1861

 



 

 

Sultan Abdülmecid, otuz birinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. O’da ilk eğitimini sarayda almıştı. Babası II. Mahmud O’nun
yetişmesi için ayrı bir özen göstermişti. Abdülmecid modern, Batılı bir prens
gibi yetiştirilmişti. Fransızcayı çok iyi öğrenmiş Avrupa’da yayınlanan birçok
mecmuaya abone olmuş yeni çıkan kitapları da getirtmiştir. Batı musikisi ile
yakından ilgilenmiş ve iyi bir piyanist olarak batı eserlerini çalmıştır.



Sultan Abdülmecid tahta çıktığında devlet çok önemli bir dönemini yaşıyordu.
Hemen her sınırda huzursuzluklar ve savaş vardı. Tarihimizde ilk Batılılaşma
hareketi olarak isimlendiren “Tanzimat” ilan edilmişti. 1833 yılında ilk defa
“Boğazlar Meselesi” devlet için yeni bir sorun olarak ortaya çıkmış. 1841 Londra
Protokolünün imzalanması ile de sorun uluslararası bir hale getirilmişti.
Avrupa, bu dönemde Osmanlı Devleti’ne “Hasta Adam” sıfatını uygun bulmuştu.
Rusya ise yeni bir stratejiyi uygulamaya koymuştu: “Boğazın Hasta Adamı yıkılıp,
parçalanmalı, en önemli toprakları (Boğazlar) benim olmalıdır” diyordu.



Batılı Devletler, ilk defa 1850’li yıllarda Rusya’nın yayılmacı politikasını
anlamışlar. 1853 Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin yanında yer
almışlardı. 1856 da uluslararası düzeyde ilk büyük kongre olan Paris Kongresi’ni
toplamışlar. “Osmanlı Devleti bir Avrupa’mı devlettir, toprak bütünlüğü
kontrolümüz altındadır kaydını” antlaşma metnine koymuşlardı. Osmanlı Devleti
ise malî durumu yetersiz olduğundan bu savaşa Batılı Devletlerden borç alarak
girmişti. Paris Antlaşması’nın sonuna da ülke içindeki azınlıkların, Hıristiyan
tebaanın haklarını koruyacağına dair “Islahat Fermanı”nı ek dosya olarak
koymuştu.



Sultan Abdülmecid, uzuna yakın boylu, ince yapılı, açık tenli, siyah saçlı ve
kısa sakallı idi. Koyu kahve gözleri, derin bakışları vardı. Çok iyi eğitim
görmüş, müzikle yakından ilgilenmiş ve iyi bir hattat olarak güzel hatlar
yazmıştı.



İlk liseler bu dönemde açılmıştır. Kuleli kışlası (Kuleli Askerî Lisesi)
yapılmış, ilk Türk müzesi de, kurulmuştu. Tarihimizde ilk İlimler Akademisi
olarak anılan “Encümen-i Danış”, 1851 de toplanmıştı. Denize önem verilmiş,
bahriye kıyafetleri düzenlenmişti. Edirne-Varna-Kırım arasında ilk telgraf
hatları kurulmuştu. İzmir-Turgutlu arasında raylı sisteme geçilerek ilk
demiryolu hattı işletmesi başlatılmıştı. Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy Mecidiye
Cami, Harem-i Şerif’in onarılması, Karaköy Köprüsü’nün kurulması, dönemin önemli
imar faaliyetlerindendir. Ülkemizde ilk Belediye teşkilâtı bu dönemde kurulmuş,
edebiyatımızda roman edebiyatı “Tanzimat Edebiyatı” ve hikâyeciliği başlamıştı.

 

Babası ona iyi bir tahsil yaptırmak için Cok titiz
davrandı. Kendisi biraz zayıfça idi. Çok zeki, terbiyeli, merhamet ve şefkatli
bir kimseydi. Tahta çıktığında 15 yasındaydı. Yeni gelişmeleri çok siki bir
şekilde takip eder ve hemen Devlet-i Aliyyede tatbik edilmesini isterdi.



Devrinde olan önemli olaylar:



1839 senesinde Gülhane Hattı Hümayunu okundu. 1846'da Mustafa Reşid Pasa
Sadrazam oldu. Maarif alanında pek çok ilerlemeler oldu. Bir çok meslek okulları
acildi. 1848'de Macar isyanı dolayısıyla Macaristan'dan çok sayıda ilticalar
oldu. Eflak ve Boğdan'da ihtilal oldu. Mübarek yerler meselesi ortaya cıktı.



1853'de Rusya harbi başladı. Sinop baskını oldu. 1854'de Ruslar karada büyük
kayıplar verdiler. Meşhur Siliste müdafaası yapıldı ve Ruslar bozuldu. Yerköycü
Muharebesi kazanıldı. Fransa ve İngiltere de Türkiye yanında yer aldılar ve
Kırım'a çıkarma yapıldı.



1855'de Sivastopol alindi. Telgraf ve demiryolu hatları yapıldı. 1856"da Paris
Anlaşması yapıldı. Ruslara karşı büyük menfaatler sağlandı.



Abdülmecid Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırdı ve Ortaköy'deki Mecidiye Camiini inşa
ettirdi.



25 Haziran 1861'de babası gibi verem hastalığına tutularak vefat etti. öldüğünde
38 yasındaydı. Fatih'teki Sultan Selim Camii avlusundaki türbesine gömüldü.
(Allah rahmet eylesin)



Silsìle-i Saadet-i Naksibendiyye'den Hafız Ebû Said Sãhib (k.s.) Hazretleri bu
devirde vefat etmiştir.



Erkek çocukları : Ahmed, Mehmet Burhaneddin, Bahaüddin, Rustü Mehmet, Seyfüddin,
Osman, Ziyaeddin Mehmet, Abid Mehmet, Abdüssamed Mehmet, Fuad Mehmet, Nureddin,
Vamuk Mehmet, Abdülhamid, Mehmet Vahidüddin, Súleyman, Kemaleddin, Nizameddin,
Mehmet Resad.



Kız cocuklari : Bedihe, Behice, Samiye, Mediha, Refia, Sehime, Sabiha, Aliye,
Fatma, Cemile, Seniha, Fehime, Mühibe, Mukbile, Münire, Naime, Neyyire, Behiye.

 


SULTAN ABDÜLAZİZ

 


 (1861 -1876)



 

 



 

Babası : Sultan II. Mahmud

Annesi : Pertevniyal Sultan

Doğduğu Tarih : 7/8 Şubat 1830

Padişah Olduğu Tarih : 25 Haziran 1861

Tahttan İndirildiği Tarih : 30 Mayıs 1876

Öldüğü Tarih : 4 Haziran 1876

Saltanatı : 1861 - 1876

 



 

 

Sultan Abdülaziz, otuz ikinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Babasının gözetiminde çok iyi bir eğitim almış ve kendini
yetiştirmişti. Hocası Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’den Arapça dersleri almıştı.
Ağabeyi Abdülmecid ile yakın ilişki içinde bulunmuş, devlet yapısını, işleyişini
yakından görmüş. O’nun seyahatlerine de katılmıştı. Batı müziği yerine Türk
müziği dinlemeyi, opera veya tiyatroya gitmektense orta oyununu seyretmeyi kendi
kültür değerlerine sahip çıkmayı tercih etmişti.



Padişah olduğu senelerde devlet, Avrupa'mı devletlerin baskısı, Rusya’nın her
fırsatı kollayarak amacına ulaşma politikaları uygulaması dönemini yaşıyordu.
Yüzyılın başında kurulma aşamasına gelen, bağımsız bir devlet olma statüsü
kazanan Yunanistan da, hamisi devletlere güvenerek, Girid Adası’nı kendine
bağlıyacak uygulamaları devreye koymuş, adada çeşitli isyanlar çıkarmayı
başarmıştı. İngiltere, özellikle Süveyş kanalının açılmasından sonra,
Akdeniz’deki hayati çıkarlarının en önemli noktası olan Mısır’ı elde edecek
uygulamalar içinde idi. Sultan Aziz, alınmasından 345 yıl sonra Mısır’ı ziyaret
etmiş ve devletin gücünü orada hissettirmek istemişti. Sultan Aziz, ikinci
seyahatini Avrupa’ya yapmış. Paris, Londra, Viyana gibi önemli başkentlerde
kalmış, çeşitli temaslarda bulunmuştu.



Tanzimat’ın ilanı, batılılaşmanın, Avrupa ile daha yakın ilişkiler döneminin de
başlangıcı olmuştu. Avrupa’dan kitaplar getirilip çevrilmiş, eğitim amacıyla
hocalar dışarıya gönderilmiş veya özellikle askerî eğitim için de oradan hoca
getirilmişti. Eğitim orta okul ve liselerin açılması ile yaygın hale getirilmeye
çalışılmış, ülke meselelerinin çözümüne ilişkin, çeşitli arayışlara yer veren
gizli-açık tartışma yapılan bir takım cemiyetler kurulmaya başlanmıştı. “Yeni
Osmanlılar” (Jön Türkler) gibi cemiyetler, yurt içinde ve yurt dışında gazete ve
mecmualar yayımlayarak fikirlerini yaymaya çalışmışlardı. Ziya Paşa, Namık Kemal
gibi güçlü kalemler de bu dönemde yetişmişlerdi.



Sultan Abdülaziz, iri yapılı, uzun boylu, kumral tenli, ela gözlü, sert bakışlı
ve siyah kısa sakalı vardı. Sade giyinmeyi sever, gösterişten hoşlanmazdı. İyi
bir müzik eğitimi almış ve iyi ney çalardı. İnce duygulu, hassas, şair ve
bestekârdı. Avrupa’yı gezmiş, o kültürü yakından görmüştü. Eğitimin gelişmesi,
okullaşmanın arttırılmasına çalıştı. Şuray-ı Devlet kurulmuş, yabancılara mülk
edinme haklarının verilmesi sağlanmıştı. Devlet idaresinin hukuka bağlı belli
kurallar içerisinde yürütülmesine inanırdı.

 

Devrinde olan önemli olaylardan bazıları 1853'de Mısır ve
1867'de Avrupa seyahatlerine çıktı.



1868'de Şûrayı Devlet kuruldu. 1869'da Süveyş Kanalı acildi. 1871'de Mithat Pasa
sadrazam oldu. Fakat iki ay sonra, bütçede açık olduğu halde açık olmadığını
söyleyip, yalanı meydana çıkınca, sadrazamlıktan azledildi.



1874'de Hüseyin Avni Pasa sadrazam oldu. Bir yıl sonra azledilince, bu kindar
adamın kini padişaha karşı son haddine vardı. Abdülaziz çok büyük bir adam
kitliği ile karşı karsıya bulunuyordu. Kìme vazife vereceğini bilemiyordu.



Hiç bir ise yaramadıkları alenen ortaya çıkmış olan Mithat Pasa, Mahmud Nedim ve
Hüseyin Avni Paşaların teşvikleriyle başlayan bir nümayiş ihtilâle döndü.
Abdülaziz'i tahttan indirdiler. Tahttan indirilmekle de kalmayarak intihar süsü
verip zorla öldürdüler.



Halbukì bu büyük padişah, zamanında Osmanlı Devletini, askerî bakımdan Dünyada
ikinci veya üçüncü duruma getirmişti. Çok çalışkan, gayretli, dindar ve ilerisi
için büyük ümitler taşıyan bu büyük Hakan, şahsiyetleri çok düşük olan bazı
siyasîler tarafından, tahttan indirilmesi devletin bu kritik günlerinde felâket
oldu. Bütün mal varlığı çapulcular tarafından yağma edildi. (Türkiye Tarihi,
Yılmaz Öztuna, C.: 7, S. 70-1091)



5 Haziran 1876 senesinde şehit edildiği zaman 46 yaşında bulunuyordu. Cenazesi
Divan yolu'ndaki Sultan Mahmud Türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin).



Erkek cocuklari : Selim Mehmet, Mahmud Cemaleddin, Mehmet Şevket. Seyfeddin,
şehzade Yusuf Ìzzeddin, Salahaddin, Abdülmecid.



Kız cocuklari : Saliba Sultan, Emine Sultan,Nãzime Sultan, Esmã Sultan, Emine
Sultan, Eatma Sultan, Münire Sultan

 

.  


SULTAN BEŞİNCİ MURAD

 


 (1876 -1876)



 

 



 

Babası : Sultan Abdülmecid

Annesi : Şevkefza Sultan

Doğduğu Tarih : 21 Eylül 1840

Padişah Olduğu Tarih : 30 Mayıs 1876

Tahttan İndirildiği Tarih : 31 Ağustos 1876

Ölümü : 29 Ağustos 1904

Saltanatı : 1876- 1876

 



 

 

Sultan Murad, otuz üçüncü padişah olarak Osmanlı tahtına
çıktı. Sultan Abdülmecid’in ilk doğan şehzadesi olduğundan, sarayda sevinç
yaratmış ve günlerce süren şenlikler yapılmıştı. Güzel, sevimli, yumuşak
karakterli ve zeki bir çocuk olarak büyümüştü. Babasının isteği ile Batı
tarzında iyi bir eğitim almıştı. Türkçe’yi çok iyi kullandığı gibi Arapça ve
Fransızca da öğrenmişti. Güzel sanatlara karşı özel bir ilgisi vardı. Güzel
resim yapar, iyi piyano çalardı. Müzikle de uğraşırdı ve hafif batı müziğinde
güzel besteler yapmıştır.



Sultan Abdülaziz’in, Avrupa seyahatine katılmış ve genç bir şehzade iken batıyı
yakından görmüştü. İlmi sohbetlere katılmayı sever ve tartışmalara katılır, ara
sıra, Ziya Paşa, Namık Kemal ve arkadaşlarının toplantılarında da bulunurdu.
Belki de hanedan içinde hürriyet ve meşrutiyet taraftarı fikirleri savunan ilk
örnek sayılabilir. Kendisinin küçük bir anayasa taslağı hazırladığı da söylenir.
Kurbağalı Dere’deki köşkünde bu çalışmaları yaparak kendisini devlet idaresi
için hazırlamıştı.



İktidar için kendisini çok iyi hazırlamasına rağmen, saltanatı ancak 93 gün
kadar sürmüştür. Rahatsızlığı sebebiyle tahtan indirilip, Çırağan Sarayı’nda
ikamete alınmıştı. Ali Suavi, Çırağan Sarayı baskını, Sultan V. Murad’ın tekrar
tahta çıkarılması olayıdır, fakat başarılı olamamıştır.



Sultan Murad orta boylu, açık tenli ve yumuşak bir karaktere sahipti. Çok iyi
eğitim almış ve kendini devlet yönetmek için hazırlamıştı. Sağlık durumu bu
görevi yerine getirmesine engel oldu. Tahttan indirildikten sonra şiir yazıp
beste yaparak uzun süre yaşadı.

 

Erkek cocuklari : Mehmet Selahaddin.



Kız cocuklari : Fehime Sultan, Fatma Sultan, Hadice Sultan..  


SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD

 


 (1876 -1909)



 

 



 

Babası : Sultan Abdülmecid

Annesi : Tirimüjgân Sultan

Doğduğu Tarih : 21 Eylül 1842

Padişah Olduğu Tarih : 31 Ağustos 1876

Tahttan İndirildiği Tarih : 27 Nisan 1909

Öldüğü Tarih : 10 Şubat 1918

Saltanatı : 1876- 1909

 



 

 

Sultan Abdülhamid, otuz dördüncü padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Sarayda rahat bir şehzadelik dönemi geçirmişti. Zamanının en
güçlü hocalarından, Farsça, Arapça, Fransızcayı okuyup yazacak ve rahat
konuşacak derecede öğrenmişti. Fransız ve İtalyan hocalardan da müzik dersleri
almıştı. Tarihe çok meraklı idi.



Sultan Abdülhamid, saltanatı oldukça karışık bir dönemde teslim almıştı ve
meşrutiyet idaresini ilan edeceğine söz vererek padişah olmuştu. Batılı
Devletler, Sırbistan ve Karadağ meselesi için İstanbul “Tersane Konferansı”nı,
İstanbul’da toplamayı başarmışlar, fakat bir sonuç alamamışlardı. Yine aynı gün
devletin ilk Anayasası Kanunî Esasi ve Meşrutiyet ilan edilmişti. 19 Mart
1877’de ilk Meclis-i Mebusan açılmıştı.



Meşrutiyet idaresinin 5. gününde, tarihimizde 93 harbi olarak bilinen 1877
Osmanlı-Rus harbi başlamıştı. Rusya, Devleti 2 cephede birden savaşmaya
zorlamıştı. Ruslar Ayastefanos (Yeşilköy) kadar gelmişler ve aynı isimli
mütareke imzalanmıştı. Savaş, Berlin antlaşması ile sona erdi. Batılı Devletler
imparatorluğun doğu topraklarının paylaşılması “Taksim Projelerini” uygulamaya
koyabilecekleri fırsatı elde etmiş oldular. Kıbrıs Adası üs olarak İngiltere’ye
verilmiş, artan malî sıkıntı, alınan borçların faizlerinin ödenememesi, Muharrem
Kararnamesi’nin ilanı ve Duyunu Umumiye’nin kurulması ile Devletin malî kontrolü
de bir bakıma batılı devletlerin kontrolüne girmişti. İngiltere, Berlin sistemi
ile politikasını değiştirmiş, denge politikasının yerine Osmanlı Devleti’nin bir
an önce parçalanması stratejisini uygulamaya koymuş. Kıbrıs’tan sonra Mısır’ı
kontrolüne almıştı.



Batılı devletler, Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onu güçsüz bırakmak, Anadolu’da
kendi kontrollerinde toprak parçaları oluşturmak için “Ermeni Sorunu”nu ortaya
çıkarmışlardı. Bu dönemde birçok yerde isyanlar olmuş, padişahın arabasına bomba
koyacak cesareti bile göstermişlerdi. Abdülhamit'in güçlü politikası ile kontrol
daima devletin elinde olmuştu.



Sultan Abdülhamid ortadan biraz uzunca boylu, esmere yakın tenli, uzunca
burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Güçlü zekası ile kendisini
kültürlü olarak yetiştirmişti. Çok güçlü bir hafızaya sahipti. Bir gördüğünü bir
daha unutmazdı. Açık net bir konuşma yapısı vardı. En önemli özelliklerinden
biri, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlemesi idi.



Çalışmayı çok sever, kendisini devlet işlerinde görevli sayar, çalışma saatleri
dışında usta bir marangoz olarak atölyesinde çalışırdı. Kültüre büyük önem
vermiştir. Üniversite, Güzel Sanatlar Akademisi, vilayetlere liseler, kazalara
ortaokullar, köylere ilkokullar, kız meslek, Ziraat ve Ticaret, Darüşşafaka,
Dilsiz ve Körler okullarını yaptırdı. Şişli Etfal Hastanesi, Darülaceze toplumun
sosyal açıdan korunmasını sağlayan kurumlardı.

 

Devrinin en kıymetli alimlerinde, çok iyi bir tahsil yaptı.
Kuvvetli bir hafıza ve basirete sahipti. Gayet güzel ve düzgün konuşurdu. Dehâ
derecesinde bir siyasete sahipti. Ayni zamanda çok cesur bir padişahtı. Spor
yapmaktan hoşlanırdı. Gayet güzel silah ve kılıç kullanırdı. Son derece takva
idi. Tasavvufa ait geniş bilgisi vardı.



Padişahlığı zamanında yıkılmak üzere olan devleti ayakta tutacak en iyi tedbir
ne ise onları hiç tereddüt etmeden yerine getirdi ve devletin yıkılmasını tam 33
sene geciktirdi. Devrinde yapmış olduğu isleri, bazı aydın geçinen tabaka hariç,
herkes takdirle karşılıyordu. Aleyhine her türlü iftiralar en kötü isnatlar
uyduruluyor ve Avrupa devletlerinin himayesinde yasayan çeyrek aydın bile
olamayanlar gazetelerinde, durmadan bu iftira ve isnatları yazıyorlardı. Hiç
yılmadan ve bıkmadan, Devlet-i Aliyyeyi 33 sene idare etti. Dünya savasının
çıkacağına inanıyor, çıktığında ise Osmanlı Devletini kurtaracak şeyin, ancak
denizlerde kuvvetli bir devletin yanında savaşa katılmak olduğunu düşünüyordu.
Tahttan indirildiğinden hemen sonra bu görüsünün tam zıddı yapılmış koca devlet
de tamamen yıkılmıştı.



Prens Bismark'a göre 100 gram aklin 90 gramı Abdülhamid Han'da, 5 gramı
kendisinde, 5 gramı da diğer siyasîlerdedir.



En büyük talíhsizliği devleti en kötü şartlar altında eline almış olmasıdır.
Tahttan indirildikten sonra zaman ilerledikçe, aleyhinde olup da pişman olmayan
hemen hemen kalmamış gïbiydi.Son derece dindar ve namuslu idi. Zevk ve sefaya
düşkün değildi. Abdestsiz olarak hiç bir devlet isine imza atmadığı meşhurdur.
1908 senesinde düzmece bir irtica olayını bahane ederek tahttan indirdiklerinde
yüksek bir velî derecesinde olan Büyük Hakan : "Bu Cenabı Hakkin takdiridir."
diyerek elinde muazzam kuvvetler olduğu halde müdahale bile etmeden tahtını terk
etmiştir. Tahttan indirilmesinde birinci derecede Yahudilerin rolü vardı. Çünkü
daha o zamanlar Yahudiler Filistin'den toprak istemişler, Sultan Abdülhamidde
reddetmişti.



Siyasî ve diplomatik hadiselerin en Cok olduğu devir şüphesiz Abdülhamid Han
devridir. Bu büyük padişaha, bütün tarihî hakikatler ortaya çıkmış olmasına
rağmen, hala iftira edenlere rastlamak mümkündür.



Tahta çıktığında, amcası Sultan Abdülaziz' in intihar edip etmediğini tespit
etmek için bir mahkeme kurdurmuş ve kurulan bu mahkemede; Hüseyin Avni, Mithat
Pasa ve daha bazılarının öldürttüklerini tespit etmiş, bunun üzerine Mithat
Paşanın idam edilmesini, Gazi Osman Pasa ve Ahmed Cevdet Pasa gibi büyük dahiler
bile istemiş olmalarına rağmen idam cezasını müebbet hapse çevirmiştir.



Yeryüzünün son bağımsız Müslüman Türk Devletinin Hükümdarı Íkinci Abdülhamid'e
Cuma selâmlığında camiden çıkarken atılan bombanın fitilini bir şahıs değil,
koca bir ehlisalip cephesi ateşlemişti. O gün gaflet içinde bulunan bazı
aydınlarımız, bu arada sâir Tevfik Fikret suikastçının Sahsında ehlisalip
cephesine kasîde yazıyorlardı. Çocuğu Halûk'a verdiği terbiye ile onu ancak
papaz yapabilen bir sâirin bu açık ihanet vesikası çok acıdır.



Abdülhamid neler yapmıştır:



Polis teşkilâtını geliştirdi. Komiserlik ve bas komiserlik makamlarını ihdas
etti. Savcılık müessesesini kurdu. Ceza ve Ticaret usulü kanunlarını çıkarttı.
Askerï dikimevleri, tersaneler, ferhaneler kurdurdu. Ístanbul, Ízmir limanlarını
tesis etti. Taht'a çıktığı zaman 252 milyon altın borcumuzu taht'ı bıraktığında
30 milyon altına indirdi. Hareke Hali ve Dokuma, Beykoz Deri, Yıldız Çini,
Cibali Tütün, Yedikule Íplik ve Havagazı, Kireç burnu Tuğla, Çubuklu Cara,
İstinye Buz Fabrikalarını isletmeye açtı. Ziraî alanda haralar, örnek
çiftlikleri tesis etti; Ziraat, Baytar, İpek böcekçilik, Halkalı Ziraat, Orman
ve Maden, Ticareti Bahriye, Mülkiye, Hukuk, Sanayim Nefise, Tıbbiye, Ticaret ve
Hendesem Mülkiye, Darp'ı-muallim, Därülfünûn gibi her dereceden okulları açtırdı
ki bugün hepsi kullanılmaktadır. Köylerdeki ilkokulların dışında 300 tane
ortaokul açtırdı ki bu okullarda yabancı dillere kadar birçok yeni dersler
okutuluyordu. Arkeoloji, Askerî Müze, Yıldız Müzesi, Yıldız ve Beyazıt
Kütüphaneleri yine o devirde acildi. Guruba Hastanesi, Hamiciye Etfal Hastanesi,
Yıldız Askerî Hastanesi o devirde hizmete girdi. Kuduz Müessesesi o devirde
açıldı, bugünkü Darülâceze vime o devirde hizmete girdi. o Hamiciye çeşmeleri ve
Termos Su Şirketini yine Abdülhamit kurdurdu ve Kirkçesme ile Halkalı Sularının
Islahı yine Abdülhamid'e nasip oldu.



Tahttan indirildikten sonra Selãnik'e sürülmüş, bir çok işkenceler yapılmış ve
Selânik'in düşman işgali altında kalma ihtimali çıkınca Ístanbul'a Beylerbeyi
Sarayı'nda oturmaya mecbur edilmiştir. Büyük Hakan 1918 senesinin 10 Şubat'ında
bu sarayda hayata gözlerini yummuş, Divan yolu'ndaki Sultan Mahmud türbesine,
amcası Sultan Abdülaziz ile dedesi İkinci Mahmur'un yanına defnedilmiştir.
Vefatında 75 yasini 4 ay geçiyordu. Cenazesinde en hareketli aleyhtarları bile
ağlamışlardır. (Allah rahmet eylesin).



Erkek çocukları : Mehmet, Selim, Abdülkadir, Ahmed Nuri, Mehmet Burhaneddin,
Abdürrahim, Ahmed Nureddin, Mehmet Ãbid, Ahmed.



Kız çocukları : Ulviye Sultan, Zekiye Sultan, Naime Sultan, Naile Sultan, Ayse
Sultan, Refia Sultan, Sadiye Sultan.

 

  


SULTAN BEŞİNCİ MEHMET REŞAD

 


 (1909 -1918)



 

 



 

Babası : Sultan Abdülmecid

Annesi : Gülcemal Sultan

Doğduğu Tarih : 2 Ekim 1844

Padişah olduğu tarih : 27 Nisan 1909

Öldüğü Tarih : 3 Temmuz 1918

Saltanatı : 1909- 1918

 



 

 

Sultan Mehmet Reşad, otuz beşinci padişah olarak Osmanlı
tahtına çıktı. Sarayda iyi bir eğitim alarak yetişti. İyi Farsça öğrenmiş, tarih
kitapları okuyarak Türk tarihini iyi incelemişti. Devlet idaresini teslim
alıncaya kadar, dört padişah dönemini yaşamış, önemli deneyimler kazanmıştı.
Osmanlı Sultanları içinde en yaşlı şehzade olarak, 65 yaşında padişah olmuştu.




İktidarı teslim aldığında, Osmanlı Devleti meşrutiyetle idare ediliyordu. Yani
sultan yetkilerini seçilmiş bir Meclis ile paylaşıyordu. Sultan Reşad ağabeyi
II. Abdülhamid döneminde, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyetin ilan edilmesini
yaşamıştı. Ülkenin içinde bulunduğu siyasî çekişmeler, İttihat Terakki
Partisi’nin tutumu, ağabeyinin sürgüne gitmesine sebep olmuştu. Yakın çevresine
“ben işe karışacak olursam, biraderin suçu ne idi?” diyerek, devlet işlerine
fazla karışmadığını ima ediyordu. Ülke ise en zor günlerini yaşıyordu. İttihat
Terakki Partisi Meclis’te çoğunluğu bulunmasına rağmen, sorunlar karşısında
yetersiz kalıyordu. Ekonomik durum düzeltilemediğinden borçlanmalar devam
ediyordu.



Bu tarihlerde Anadolu, Batı Devletleri’nin ve Rusya’nın çıkarlarının çatıştığı
bir coğrafî alan olmuştu. İtalya hepsinden önce davranıp, Trablusgarp’ı kendine
bağlamak için askerî harekete geçmiş, kısa bir süre sonrada oniks adayı ele
geçirmişti. Yüzyılın sonunda kurulan Karadağ ve Sırbistan ise Bulgarlarla da
anlaşıp Balkan Savaşı’nı başlatarak, Edirne-Çatalca’ya kadar gelmişlerdi.
Devlet, II. Balkan Savaşı ile durumunu kurtarmış ve işgalcileri Edirne sınırları
dışına çıkarabilmişti. Barış görüşmeleri tamamlanmadan I. Dünya Savaşı başlamış,
Osmanlı Devleti de Almanya’nın yanında savaşa katılmıştı.



Belki de tarihimizin en önemli dönüm noktası Kasım 1914 savaşa katılmamız ile 30
Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin imzalanması arasında geçen zaman sürecidir.
Savaşa Osmanlı İmparatorluğu adına İttihat Terakki Partisi ileri gelenleri
Cemal, Talat ve Enver Paşalar karar vermişlerdi. Savaş sırasında devletin adı
“İstanbul Hükümeti” olmuştu. 3 Kıtaya yayılan İmparatorluk sadece İstanbul ve
çevresindeki alanda sıkışıp kalan küçük bir coğrafi bölgenin içinde iktidar gücü
oluşturabilmişti.



Sultan Mehmet Reşad, orta boylu, açık tenli, mavi gözlü, kır sakallı ve biraz
topluca idi. Kendisini iyi yetiştirmiş, nazikliği ve terbiyesi ile çevresinin
ilgisini çekmiştir. Çok hassas bir yapıya sahip olup, kendisine hizmet edenlere
de nazik davranırdı. Çok kuvvetli bir hafızası vardı. Yaşına göre kitap ve
gazeteleri gözlüksüz okuyabilirdi.  

 



Bu devirde 1910 senesinde Arnavutluk isyanı bastırıldı. 1912'de Balkan Harbi
başladı.



1914'de Almanların safında, Birinci Dünya Savasına girildi. 1915'de Müttefikler
hemen bütün taarruzları durdurdu. İngilizler ve Fransızlar Çanakkale'de 130.000
ölü verdiler.



1916'da Çanakkale'yi geçemeyeceklerini anlayan Íngiliz ve Fransız kuvvetleri
çekildiler.



1917'de yapılan antlaşma ile Rusya, Kars, Batım ve Ardahan'dan çekildi. 1918
senesinin Temmuz ayında Besinci Mehmet Resad vefat etti. Vefatında 73 yasini
geçiyordu. Eyüp Sultan'daki türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin )



Erkek çocukları : Mehmet Necmeddin, Mehmet Ziyaeddin, Ömer Hilmi.



Kız çocuğu olmamıştır. 


 


SULTAN ALTINCI MEHMET VAHİDÜDDİN(VAHDEDDİN)

 


 (1198 -1922)



 

 



 

Babası : Sultan Abdülmecid

Annesi : Gülistü Sultan

Doğduğu Tarih : 2 Şubat 1861

Padişah Olduğu Tarih : 4 Temmuz 1918

Saltanatın İlgası : 1 Kasım 1922

Yurttan Kaçışı : 17 Kasım 1922

Öldüğü Tarih : 15 Mayıs 1926

Saltanatı : 1918- 1922

 



 

 

Sultan Mehmet Vahdeddin, otuz altıncı padişah olarak
Osmanlı tahtına çıktı ve İmparatorluk tarihinde son kılıç alayı yapıldı. İyi bir
eğitim alarak yetişti, çok zeki, okuduğunu hemen kavrayıp, anlamlar çıkarır,
meseleleri tahlil edebilirdi. Ağabeyi Mehmet Reşad gibi şehzadeliği döneminde,
devlet yönetiminde padişah idaresini yakından görmüş, tecrübe sahibi olmuştu.




Sultan Vahdeddin, görev kendisine verildiğinde ne kadar ağır bir sorumluluk
aldığını biliyordu. Atalarının yönettiğinden çok farklı bir duruma gelmiş bir
devleti yönetecekti. Osmanlı ailesi, tek egemen güç olarak bu toprakları
yönetmekle görevlendirilmişti. Onlar kendilerine verilen emaneti, tehdit ve
tehlikelerden korumak, güvenlik stratejisine ulaşmak için gece gündüz, ay ve
yıllarca mücadele etmişler, üç kıtaya yayılan bir İmparatorluk kurmuşlardı.
Belki de tarihimizde 2 şehzade kardeş olarak en acı kaderi yaşamışlardı. Artık
düşman uzaklarda değil, Anavatan’da, Anadolu coğrafyası içinde idi. Suriye’de
Fransa, Irak’ta İngiltere komşumuz olmuştu. Bununla da yetinmemişler, Türkçülük
hareketine karşı çeşitli bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızı devlet aleyhine
isyana teşvik etmişler, birçok toprağını savaşmadan, elde etmeyi başarmışlardı.




Vahdeddin, sadece bir şehrin sınırları içinde kalan toprakları yöneten adı
“İstanbul Hükümeti” olan bir devletin başı olmuştu. 10 Ağustos 1920 belgesinin
imzalanması ile Anadolu’nun ortasında küçük bir coğrafî alanda Türklerin
yaşamasına müsaade(?) edilmişti. Son padişah olarak etrafını çeviren düşmanlar
yerine, yeni bir devlet kurmaya, yeni vatan oluşturmaya, ülkeye sahip çıkmaya
çalışanlara, millî mücadeleye karşı olmak da O’nun en acı kaderi olmuştu. Millî
mücadeleyi başlatanlar kazançlı olmuş, vatan kurtarılmış, bağımsız yeni bir
devlet kurulmuş, artık O’na da yaşayacak bir toprak parçası kalmamış, çareyi
kaçmakta bulmuştu.



Sultan Vahdeddin, orta boyda, ince yapılı, açık tenli ve biraz soluk yüzlü idi
ve sakalı yoktu. Kendini iyi yetiştirmişti. Arapça, Farsça okur yazar, fıkıh
ilmini çok iyi bilirdi. Çok nazik ve son derece saygılı ve sabırlı idi. Çok
fazla konuşmaz, kendisine anlatılanları ise hiç söz kesmeden sonuna kadar
dinlerdi. Evhamlı olması, yakın çevresinin etkisinde kalması, milletini
tanımaması ve güvenmemesi en büyük zaafı olmuş ve sonunu hazırlamıştı.

 

Cenazesi Türkiye'den istenmediği için Türkiye'ye
getirilemedi Borçları bulunduğundan tabutuna haciz kondu. Suriye Devlet Başkanı
cenazeye sahip çıktı ve tabutu Suriye'ye getirtti. Sam'da Sultan Selim Camii
avlusuna defnedildi. Vefatında 65 yaşında idi. Defnedildiği mezarlık 1965
senesinde park haline getirildi. Simdi mezarında kati olarak nerede olduğu belli
değildir. ( Allah rahmet eylesin ).



Son padişahin şeyhülislãmları:



Musa Kazım Efendi, Dağıstanlı Ömer Hulusi Efendi, Haydari Zãde Ibrahim Efendi,
Mustafa Sabri Efendi, Dürri Zãde Abdullah Efendi, Medeni Mehmet Nuri Efendi.



Sadrazamları:

Talat Pasa, lzzet Pasa, Ahmed Tevfïk Pasa, Damad Ferid Pasa, Ali Rıza Pasa,
Hulusi Salih Pasa ve Tevfik Pasa.



Erkek çocukları: Mehmet Ertuğrul Efendi.



Kız çocukları: Rukiye Sultan, Sabiha Sultan, Fatma Ulviye Sultan  

 

 

 

 

 
  Bugün 1 ziyaretçi (20 klik) kişi burdaydı! Copyright by Kangal Alperen Ocakları (Tüm Hakları Saklıdır)  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol